Anasayfa | Işımalar | Osman Ziya | İfade -i Meram | Yöntem Bilim | İnsan Bilim | Din-Fen | BTÖ | Yazılar | E-Posta |

  Aktif KullanıcılarAktif Kullanıcılar  Aktif KonularAktif Konular  Forum Üyelerini GösterÜye Listesi  TakvimTakvim  Forumu AraArama  YardımYardım  SkinsSkins
  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş
İnsan Bilim
 YöntemBilim Forumu | İnsan Bilim | İnsan Bilim
Mesaj icon Konu: kuş kuramı Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Yazar Mesaj
osmanziya
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 12-Temmuz-2010
Gönderilenler: 1336

Hak Puan : 5
Kidem : 6
OrtalamaHak : % 50
Irtibar :2

Alıntı osmanziya Cevaplabullet Konu: kuş kuramı
    Gönderim Zamanı: 31-Mayıs-2019 Saat 04:03
KUŞ KURAMI…


Kuş ile kuşku arasında bir bağlantı var mı ?
Peki kuşku ile keşke arasında bir rabıta kurabilir miyiz ?

Halil Dalman Kardeşimin şu ünlü eldeki kuş ile daldaki kuş metoforu var.. eldeki kuş KUŞKU.. daldaki kuş da KEŞKE olabilir mi ?


Böylece iki ŞIK karşısında kalırız.. biri AŞK ikincisi IŞK.. genelde ben ışk'a MERAK aşka YERAK diyorum.. ve böyle gizemli ve bilinmez yazılarımla YBA in reklamını yapıyorum.. daha önceden yüzlercesini yaptığım gibi burada ki otuz kırk kadar dosyayı yani tabloları ve şemaları.. sabırli ve dikkatli izleyerek.. insanlar acaba meramıma erişip maksadıma ulaşabilirler mi ?

Sonuçta insan kendinde başladığı yolculuğa kendinde bitirerek SİMURG'un nasihatını tutar.. ÇOCUKKEN bu öyküyü Rahmetli Kazım amca Rahmetli Ziya babama anlatır.. ben de onları ağzı açık dinlerdim..
Allah gani gani rahmet ede tüm ölülerimize..

20190531_040235_KUSKURAMI.rar


Yukarıdaki dizin içinde versiyon sırasına göre izlenecek tablolar ve resimler var

GELELİM KUŞ KURAMINA


Bu kuram kuşların model alındığı bir anlatım tarzı.. hangi konuda; İNSAN mevzuunda.. hakikati hikaye ederken ya doğrudan bir olayı tahdis ve hikaye edersiniz.. ya da hadise soyut ve olay karmaşıksa onu somut bir olaya benzeterek rivayet edersiniz...


Hikaye ve rivayet geçmiş bir zaman kipidir.. dili geçmiş zaman.. mişli geçmiş zaman.. ya da bu ikisini birleştiren daha da karmaşık bir geçmiş zamanı seçersiniz.. ad (isim) HAKİKAT ise eylem (fiil) ya da sıfat (önad) HİKAYEDİR.. çünkü anlatım ya eylem tümcesidir ya da ad tümcesidir.


Elbette siz “dil”i biliyorsanız söylediğimi anladınız.. dili bilmiyorsanız “din” anlamazsınız.. hikaye der geçersiniz.. işte “DİL” hakikat ise “DİN” hikayedir.

Öteden beri sevdiğim bir tümce var:

“Hakikati hikaye etmek kolay olmadığı gibi hikayenin hakikatine erişmekte zordur.”


Her ne kadar biz dili ve dini ayırıyorsak.. isimi (adı) ve fiili (eylemi) ayırabiliyorsak.. hakikat (gerçek) ve öykü (hikaye) ayırtına vara biliyorsak; bu ve buna benzer tüm ayırmalarımız; mekanı ve zamanı ayırmak kadar yüzeysel.. manayı ve gayeye ayırmak kadar sathidir... hatta biz aynı kavramı iki ayrı sözcükle anlattığımızda bile bir nesne açıklamış ve anlatmış sayarız kendimizi.. örneğin burada kullandığım “yüzeysel” ve “sathi” sözcükleri eş anlamlıdır.. giderek hakikat ve hikayede de eş anlamlı hale geldiğinde.. işte o zaman boku yediniz ve facebook'un kölesi oldunuz demektir.   

Hatta dur daha bitmedi.. yukarıda sıraladığım altı sözcük (dil-din, ad-eylem, gerçek-öykü) dahi birbirine benzer.. hatta "eş anlamlı" sözcüğü ile "benzer" sözcüğü de.. eş anlamlı mıdır yoksa benzer midir ?

Eğer aynı anlamları varsa dil bu sözcükleri neden ihdas etsin ki ?


Şimdi siz bu dediklerimi anlamayacak kadar dili yüzey'den yalıyor ve satıh'dan kullanıyor olabilirsiniz.. bunu demekle de kendimi beğeniyor görebilir ya da sizi küçültüyorum sanabilirsiniz ama ne benim bu amacım var ve ne de siz sandığınız gibi büyük ya da küçük değilsiniz.. ben sizin yerinize olsaydım öyle düşünebilirdim siz benim yerime olsaydınız öyle mi düşünürdünüz bilmem amma sonuçta DİL ile “gerçek” anlatılamaz ve anlatılsa bile anlaşılmaz.. ancak ve ancak “öykü” anlamında anlaşılır..

Çünkü gerçek DÖRT anlamdadır; dar anlamda, orta anlamda, geniş anlamda ve "salt" anlamda bulunur.. bir ömür de buna hikaye ettim ve anlattım.

Şimdi adam iyice saçmalıyor deyip bu satırdan sonra kaçabilirsiniz.. bu sizin bileceğiniz iş.. ancak ben size bilgi vermeye çalışmıyorum.. öğrenmeye çalışıyorum ve burada söylediğim anlatımı daha önce biliyor değildim.. bu satırları dizerken öğrendim.. bu yüzden size bilgi vermiyor ve bir nesneyi öğretmeye çalışmıyor.. öğrenmeyi öğrenmeye dikkat çekmek istiyorum.. yöntembilim.. insanbilim.. islambilim yapmam bu yüzdendir.

KURAM.. bir benzetmeye dayanarak hikayeyi kurgulamaktır ve bu öykü ile hakikatı kendine yaklaştırmaktır.. bu sanki uzaktaki bir nesneye DÜRBÜN ile bakmak gibidir.. işte burada bir BENZETME yaptık.. yapmak zorunda kaldık yani biz bilinenlerden bilinmeyenlere giderken.. yani öğrenirken bu teşbih ve temsillerden.. bu metafor ve analojilerden kurtulamıyoruz.. deduksiyon (tümden gelim;istintaç) dediğimizde bir analoji.. indüksiyon (tümevarım; istikra) dediğimizde bir analoji.. üç te benzetme var demektir, anolojinin (temsilin) anolojisi.. dedüksiyonun (istintaçın) analojisi.. indüksiyonun (istikranın) analojisi ve istiaresi ve teşbihi ve temsili... hepsi de dilin TOTOLOJİSİ.. tuti kuşu (papagan) gibi söylenmesi..

Bunun için YÖNTEM BİLİMSEL ANALİZ dediğimde aslında YÖNTEM BİLİMSEL ANA-SALİS.. demiş oluyorum.. yani yöntembilimsel üçlemesi.. fakat kafa karıştıracağı için bunu demem.. sadece bir tür dedüksiyon olan (analiz/çözümleme/tahlil)in adını anarım.. kafalar karışmasın diye.. ancak bu dilsel ve felsefi çözümlemeyi uzatıp sizi kaçırmamamak için hemen asıl konuma giriyorum; insanbilimi yaparken kuş kuramını kullanmak.

Mantıkuttayr isimli Feridunu Attar’in ünle eseri.. bu eseri okumadım.. ancak genel kültür çerçevesinde biliyorum..

http://www.yasamaugrasi.com/kultursanat/feriduddin-i-attar-mantikut-tayr-kus-dili.html

Google kültürü çerçevesinde siz de bilirsiniz..

örneğin buradan da bilgilenebilirsiniz.. ne yazık ki okuma ile pek alakası olmayan gençliğimde bu KLASİK kaçırılmış vaziyette daldaki kuş olarak kaldı ve eldeki kuşta Şeyh Galib’in hüsnü aşkı oldu.. ancak sonuçta hepsi HİKAYE..

HAKİKAT ise benim ve senin bu öykülerden çıkardıkların olacak.. Zümrüd-ü Anka bir efsane.. BURAK ise bırak değil KRB yani bir kurbiyeti anlatır.. Zümrü-ü Anka da bunu başka bir surette anlatacaktır.. Ancak ben size başka bir kurbiyet hikayesi anlatacağım.. GÖKTEKİ KARTALLAR ile YERDEKİ TAVUKLARI karşılaştırarak.. öyle anlatacağım dediğime bakıp ta günlük dilin düz yazısının döşeneceğimi ummayın.. otuz kırk tane tablo sunacağım.. ancak bunların kısaca açıklamalarını yapacağım.

Kuş olarak tavuğunda kanatları vardır.. lakin onları fazla kullanamazlar.. Keza kuş olarak kartallarında ayakları vardır fakat onlarda daha çok kanatlarını kullanırlar ve bir de öldürücü gagalarını.. elbette kuş deyince kargalar ve bülbüllerde vardır.. hatta küçük kuşçukları olan sinekleri ve böcekleri de unutmamak lazım.. UÇMAK olayı hepsinde var.. ancak bizim de UÇAKLARIMIZ.. uzay gemilerimiz.. sonuçta hepimiz kendi ayaklarımız ve kanatlarımızla bir YOLCULUK yapıyor ve bir YER’e yaklaşıyoruz...


Mekanda yol alıyoruz zamanda yol alıyoruz.. mezarda yol alıyoruz hazarda yol alıyoruz.. sonuçta yaptığımız seyr ü seferin bir hedefi .. seyrü sulukun bir gayesi ve seyrü seyahatın bir anlamı var.. dil ile yaptığımız yolculuk bizi dine götürür.. din ile yaptığımız yolculuk ise bizi dünyanın dışına çıkarır ve ahirete ya da ihanete yönlendirir.

Biz sizi YBA ile DİL’e bir yolculuk yapmaya çağırıyoruz. Çünkü insanı.. islamı ve Kur’anı o zaman daha iyi anlayacaksınız…


İki üç gündür dört beş tablo ile insanı anlatmaya çalıştım.. lakin bir taleb gelmedi anladıklarıyla eleştirmeleri ve anlamadıklarıyla sormaları için.. bende bunlar parça parça kaybolmasın diye bir araya toplayarak bir yazıya dönüştürdüm.. belki birileri YBA dilini öğrenerek bu yazıları ve tabloları okur ya da bu yazıları ve tabloları okuyarak YBA i öğrenmeye girişir.. kullanmaya başlar ve yararlanmaya çalışır.

İşin esası şu;

İŞTAH ve İŞTİYAK ayaklarımız..
MERAK ve AŞK kanatlarımız..

İster tavuk gibi enerji alan İŞTAH ve enerji veren İŞTİYAK ayaklarıyla yer yüzünde eşinirsiniz.. ister kartal gibi enerji alan MERAK ve enerji veren AŞK   kanatlarınızla gök yüzünde uçarsınız..

bu yürüyüşü ve bu uçuşu anlamak size kalmış..

Yeter ki okumaya şevkiniz ve anlamaya zevkiniz kalsın.. tutku ve coşku ile dürtü ve güdüleriniz.. sizi bir yere götürecektir..

Allah azze ve celle bu yolculukta bizim ve sizin akıbetimizi ve ahiretinizi güzel ve iyi etsin. Amin.

Bilgi, sevgi, saygı ve sağlıcakla kalınız.

Osmanziya

31.05.2019 Üçyol
düzeltme:01.06.2019 Üçyol






     


Düzenleyen osmanziya - 01-Haziran-2019 Saat 17:22
IP
osmanziya
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 12-Temmuz-2010
Gönderilenler: 1336

Hak Puan : 5
Kidem : 6
OrtalamaHak : % 50
Irtibar :2

Alıntı osmanziya Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 01-Haziran-2019 Saat 00:25
20190601_001713_KUSKURAMI_02.rar

insan modelinde KUŞ KURAMINA göre kimsenin ayakları olan iştah ve iştiyak ile kanatları olan merak ve aşk konularına ilişkin tabloların ikinci bölümünü de buraya yüklemiş bulunuyoruz..







Yukarıdaki tabloda yaklaşık 52 sözcük var.. oysa insan iki sözcük bilir onu da karıştırır.. bu kesin.. çünkü onun iki sözcüklük gücü var.. özneye yüklemi ekleyerek tümce kurar.. bir de olsa olsa özne ve yüklem arasında düz tümleç olan nesne ve diğer yer ve zaman zarflarını ifade eden iki sözcüğü de eklersen taş çatlasa DÖRT SÖZCÜKLÜK düz yazı anlatımı var.. sen tut bana rağmen 4 değil 8 değil.. 16 değil.. 32 değil.. nerede ise 64'e yaklaşan (altınca katmana yaklaşan) bir anlatım yapıldığın sonucun FİYASKO olacağını biliyorum.. ancak bun fiyong yapa yapa ilerlediğim için benim için böyle olmuyor.. zaman sizde YBA öğrendiğinizde sizin de öyle olacak.. ve aslında ben sizin bu 52 sözcüğü birden görmenizi istemiyorum.. ancak büyük harflerle yazılmış dört sözcüğü öncelikle görmenizi istiyorum: gıda.. hayat.. şuur.. gaye.. alt alta yazılmış bir liste halinde bir DÖRT sözcüğe dikkat etmenizi istiyorum.. aykı ve dikkatini bu kelimeler üzerinde yoğunlaştırmanızı bekliyorum.. işte bu sözcüklerin 52 sözcükle birlikte bulunduğu halini yukarıda resimledim :)












gıda.. (CEMAD)
hayat.. (FALİYET)
şuur.. (ZİHNİYET)
gaye.. (YİMAN)

Şimdi bu listeye yukarıdan aşağı bir bakalım; gıda hayat verir.. hayatta şuur olur.. şuurda iman bulunur.. amma bazı şuurlarda İMAN bulunmuyor.. nasıl ki bazı hayatlarda şuur bulunmadığı gibi.. örneğin öküzde şuur yoktur.. bazı cansızlarda hayat yoktur.. taş merdivenimizde bulunmadığı gibi.. ancak bir şuurda iman ve bu imanın gerektiği haram ve helale dikkat etme varsa.. o şuur sahibi hayat.. haram gıdaları yemiyor ve zararlı maddeleri kullanmıyor..

Şimdi bu liste sadece aşağıdan yukarı ya da yukarıdan aşağı çalışmıyor.. bu dört tabakadan ibaret dünya başka bir dört tabakalı dünya ile bir araya geliyor ve birbirine hayat aktarımı yapıyor; örneğin eril ve dişil hayat bir araya geliyor ve ikisinin özellikleri olan bir ÇOCUK yapıyorlar.. örneğin bir şuur sahibinin yazdığı kitabı başka bir şuur sahibi okuyor.. o kitabın içinde kayboluyor.. örneğin bizler Risale-i Nur Külliyatı (RNK) sarayı içinde yerleşerek, koşarak ve oynayarak yetiştik.. sonra bu yetişenleri kaptılar o yalakta bu yalağa götürdüler.. elbette İmamı Nursi böyle düşünmüyordu o sarayı inşa ederken.. ancak ne yazık ki şu veya bu sebeble bu böyle oldu.. her ne ise.. hayat aktiviteleri ve şuur mentaliteleri birbirlerini etkilerler.. sözü uzatmayayım bu hayat ve şuur etkileşim ve iletişimi her zaman vardır.. bu kompleksi işletimi günlük dilin düz yazısıyla çok yanlı ve yönlü gösteremiyoruz.

IP
Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums version 8.03
Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide
Türkçe Çeviri : Nuri Cengiz
Tasarım & Düzenleme : BeyazSeytan
WebWizTurk