Anasayfa | Işımalar | Osman Ziya | İfade -i Meram | Yöntem Bilim | İnsan Bilim | Din-Fen | BTÖ | Yazılar | E-Posta |

  Aktif KullanıcılarAktif Kullanıcılar  Aktif KonularAktif Konular  Forum Üyelerini GösterÜye Listesi  TakvimTakvim  Forumu AraArama  YardımYardım  SkinsSkins
  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş
Dünya
 YöntemBilim Forumu | Genel | Dünya
Mesaj icon Konu: vetire ve vesile ile akibet ve illet Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Yazar Mesaj
osmanziya
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 12-Temmuz-2010
Gönderilenler: 1838

Hak Puan : 5
Kidem : 6
OrtalamaHak : % 50
Irtibar :2

Alıntı osmanziya Cevaplabullet Konu: vetire ve vesile ile akibet ve illet
    Gönderim Zamanı: 18-Kasım-2021 Saat 22:45

vetire ve vesile ile akibet ve illet

Aslındı biri yarımın bir tarafı diğeri tümün öbür tarafı sanılır fakat ya da biri yarımın bir çeyreği öbürü diğer çeyreği ise..

biz kadın ve erkek diye iki ayırırız ama vesileler ve vetireler ANA ve BABA olarak ayırırken akibet ve illet ise KARI ve KOCA olarak tefrik eder.

Aslında karı ve koca ile baba ve ana dörtlüğü.. kadın-erkek ikiliği dişil-eril bütünlüğünün dört yanını göstergeler..



İnsanın ne düşündüğünü söyleyebilmesi cesaret istiyor.. çünkü ülkelerde bulunan İDEOLOJİLER.. ideolojisi dışında bir din ve felsefeseye yaşam hakkı tanımazlar.

Müslümanlardan ve masonlardan ve marsistlerden TOTALİTER VE OTORİTER sistem ve rejimleri benimseyenler ya dinlerini ideoloji haline getirmişlerdir ya da felsefelerini dinleştirmişlerdir.

Felsefe
Din
İdeololji

Bu üçünün en yakın olduğu alan SİYASETTİR.

Elbette insanlar dil ve dinden ibaret KÜLTÜRLERİNDE bir taraftan ilim ve ibadet yaparken bir taraftan da ticaret ve siyaset yapacaklardır. Bizler ilim ve ibadetle ticaret ve siyaseti desteklerken ticaret ve siyasetle de ilim ve ibadeti besleriniz. Çünkü üretim ve tüketimin yiyime ile eğitin ve yönetimin yönelimi bir biriyle iç içedir. Ancak çağdaş kültürümüz dili bilim ve dini hukuk haline getirirken kendilerini hikmet ve ahlaka yükselttiler. Ancak bundan haberdar olmayanlar hala dillerini ve dinlerini partilere paravana ve alet.. emek ve hürriyetlerini ideolojilere bayrak ve paratoner yapmayı sürdürmektedirler.


İşte bu noktada dünyanın küresel siyaseti ve ticareti ile ülkenin ulusal ekonomi ve politikası bir biri içine giriveriyor. Bundan dolayıdır ki beş ve elli yıllık kısa ve orta vade içindeki ekonomik ve politik hedeflerden sıyrılarak UZUN VADELİ sosyal ve kültürel hedeflere yöneldim ve YBA inşa ettim. Otuz yıldır da onun reklam ve propagandası ile meşgul oluyorum. Bu yazı da onun bir parçasıdır.


Bu sürede bilimcilik yapmayı bırakarak "bilim" yapmaya.. dincilik yapmayı bırakarak "hukuk" yapmaya özendirmek için .. bilgi toplumu ve hukuk devleti ülkülerini kendi ulusumuzda sağlamaya ve ülkemizde gerçekleştirmeye dönük YÖNTEM BİLİMSEL ANALİZ adını verdiğim hızlı anlam sürücüsün ve kolay anlatım aygıtını inşa etmeye çalıştım.
Bunun dışında bu soyut biçimi içeriklerle gösterebilmek için de insanbilim ve islambilim yapmak uğraştım.

Bilim ve din yapmak deyince ülkemizde iki isim akla gelir.. birincisi bu ülkenin donanımını değiştiren Mustafa Kemal ATATÜRK diğeri bu ulusunu yazılımını değiştiren BEDİUZZAMAN Said Nursi.. şimdi bu iki isme biraz daha yakından bakacağız.








M. Kemal ATATÜRK ve BEDİUZZAMAN S. Nursî


UYGARLIK YOLU “kelam”ı okuyanlar ve “kalem”le dokuyanlarla ilerler.. HAZIR açık ve seçik ANLAŞILIR yazılarla hazırlanan Günlük Dilin Düz Yazısının (GDDY) sunduğu taban üzerinde.. öğrendim ki uygarlık yolu bilişim, tarım, kentleşme ve sanayi devrimiyle öteden biri bu güne geldiği noktada bizden YENİ OKUR YAZARLIKLAR istiyor..

Bir kısım insanlar KİŞİLER'le ilgilenir..
Bir kısım insanlar OLAYLAR'la ilgilenir..
Bir kısım insanlar OLGULAR'la ilgilenir
derler.. bir kısım insanlarda AD'larla ilgilenirler.

Malum kişilerin bir adı vardı.. bir de adların bir anlam ve anlatımları vardır.. işte dördüncü kısım olarak saydığım KİMSELER ne kişilerin adlarıyla ve ne de adların anlamlarıyla fazla ilgilenmezler.. onlar bu iki isimden başka “ad” (isim) larla ilgilenirler.

Bu dördüncü katmandakiler evvelki üç katmanın MUHTEVA ve İÇERİK olduğu nesnelerin mahiyet ve nelikleriyle ilgilenirler ki Atatürk ve Bediuzzaman bu DÖRDÜNCÜ kısımdan kimselerdir.. ilki esmayı (isimleri) kalemiyle yazdı.. ikincisi isimleri (adları) kelamıyla okudu. Esmanın “ne” ve “kim” olduğunu ya da olmadığını kendim dahil çok kimse bilemez.

Halktan kimseler bu kişilerden birine dost olduğu gibi öbürüne de düşman olabilir.. hatta bu iki kimse de birbirine dünyada düşman fakat ahirette dost olabilirler.. bunu kimse bilemez.. dediğim size uçuk görünse de   “AD”'lar söz konusu olduğunda ne sağ söz konusu olur ne sol.. ne dişil söz konusu olur ne eril.. ne fikrin sureti söz konusu olur ne şeklin olgusu… Çünkü bu katmanda nesneler ve kimseler ve adlar değil ancak “ar” (harf) söz konusudur. Dünyam da bu dördünden ibarettir:
Nesneler, kimseler, adlar ve arlar.

Sonuçta insan ESMA kainat HÜSNA olur.. bazılarımız ahseni takvimden ahseni amele giden bir hatt çizerek.. çevreden merkeze doğru ilerleriz.. ileriye ve istikamete ve hidayete doğru giden bu yönde bir yol alamıyorsak ya da çemberde sağdan sola ya da soldan sağa doğru giden bir kısır içinde döngüde kalırız.. çünkü sağ ve sol yanları ileriye ya da geriye doğru yön haline getirmişizdir.. ki bu durumu Kur'an-ı Mu'ciz-ül-Beyanda şimal, yemin ve sabık ehli olarak betimlenmiştir.

Dediklerimi büyük bir olasılıkla anlamamışsınızdır.. ancak okumayı ilerletince belki biraz anlayacaksınız.. kişilerle ilgilenenler hemen bana küfür ve kalayı çoktan basmışlardır.. buraya kadar bile okuyamazlar.. bu duygularının bir gereğidir ve normaldir. Olaylarla ilgilenenler Bediuzzamana veya Atatürke dostluk ya da düşmanlıklarının gerekçelerini sıralamaya ve en azından gözden geçirmeye çalışacaklardır. Ancak fikir ve olgularla ilgilenen entelektüel kimseler, dediklerimi dikkatle dinleyeceklerdir. Bunun için anladığınızda eleştiri.. anlamadığınız soru.. bekliyorum.. çünkü bizler ancak akıl ve fikirle, düşüncelerle ve olgularla ilişki kurduğumuzda daha sağlam ve sağlıklı sonuçlara ulaşabiliriz.

Risalei Nur Külliyatı' (RNK) yazarı olan İMAMI NURSÎ, hasımlarınca Saidi Kürdî ya da dostlarınca Saidî Nursî ya da çağımızda Bediuazzaman olarak bilinen Said Nursî “Kim”dir ?

Her ne kadar BEDİUZZAMAN olarak isimlendirilmiş olsa da Arap Dünyasında “İMAM” ve otorite olarak tanınır.. zaten doğunun felsefesi olan dinin imamları ve otoriteleri olduğu gibi batının dini olan felsefesinin de yetkeleri ve imamları bulunur. İmamı Nursî Esma okuma yolu olan İLM-İ KELAM'da bir tecdid ve yenilik ortaya çıkarmıştır. İmamı Nursî’nin KALEM’i bulunmaz. Eserlerini talebeleri yazmıştır. Sokrat’ın kalemi yoktu.. eserlerini talebesi Platon yazmıştır sanırım. Fakat bu “kelam” önce bu ulusun sonra dünyanın bilgi ve gerçek mentalitesini etkileyen paradigma değişimi için Türkiye Müslümanlarının yazılımını değiştirdi.. değiştiriyor.. değiştirecek derim.

İmam.. yetke.. otorite.. ehli hibre.. ehli şuhud.. denilen UZMANLAR VE TANIKLAR.. uygarlık caddesinin kelamlı okuyucuları ve kalemli dokuyucularıdır.. BATI’nın Aristotales ve Rene Descartes ve Immanuel Kant.. DOĞU’nun İmamı Gazali.. Hazreti Mevlana.. İmamı Nursî benim için Orion’un ya da Akrep’in “ÜÇ Yıldız’lar gibidirler. Başkaları kendi yıldızlarını GÜNEŞ bilebilir.. ancak benim güneşlerim de bu yıldızlardır.. hepsi de KÜLTÜR açısından muhteşem ve muazzamdırlar.. Rabbin indindeki makamlarını ise bilmeyiz.. Rabbin enbiya ve asfiya gibi yıldızları olduğu gibi edhiya ve edliya olan dâhileri ve delileri de bulunur. Burada kalem den ve kelamdan bahsettim.. bir de mal ve mel bulunuyor. Dünyayı şu dördünden ibaret görebiliriz:
Kalemler, kelamlar, mallar, meller.

Daha gök yüzündeki güneş ve yıldız farkını bilmeyen milyonlarca kişi bulunurken.. elbette bu KÜLTÜR YILDIZLARIN farkında olmayan binlerce aydın olabilir.. Siyaset ve san’at dünyasının tanınmışlarından OSCAR ödüllerini alan ünlüleri olduğu gibi bilim dünyasından da NOBEL ödüllerini alan tanınmışlar da bulunur. Kalem ve kelam dünyasının kültür yıldızlarından Sezai KARAKOÇ üstadın 16.11.2021 günü vefatı nedeniyle daha önce yazdığım bu yazıyı yeniden gözden geçirdim. Rabbimiz gani gani rahmet ede.. makamı cennet ola. Amin. Bu metni tanıdığım aydınları gönderdiğim halde bu güne kadar hiçbir geri dönüş alamadım.


Akil bir zihin için düşünen bin kişi düşünmeyen bir milyon kişiye bedelken.. benim içinde arayan on kişi de aramayan on bin kişiye bedeldir. Düşünen ve arayan ve bu yüzden kültür tarihini okuyan kimseler yukarıdaki ALTI Yıldız’ın farkında olur ve onların ışığından gökteki güneş gibi yararlanırlar.

İmamı Nursi, İsa aleyhisselam gibi 11 arkadaşı ve havarisiyle davasını.. dünyaya kazıdı.. Keza Mustafa Kemal’de nebimiz Muhammed aleyhisselamın 11 sahabesi ile Din-i Mübin-i İslamı.. tarihe kazıdığı gibi TÜRKİYE CUMHURİYETİ’ni Değerli Arkadaşlarıyla ülkeye ve dünyaya kazıdı.. Her şeyden önce bu durumu ve sonucu   nesnel bir VERİ olarak bir saptamak lazım.. aksi halde bu isimlere dost ya da düşman olan değerlendirmelerimiz indî ve subjektif kalacaktır.

Bu dört serüveni tarihe yazılı veriler ve olaylar   olarak okuyunca, Yaratan'ın bütün nebilerinde ve velilerinde.. cereyan eden GENEL bir BAŞARI olgusunu görürüz.. hatta dâhilerinde (edhiya) ve delilerinde (edliya) de bu tür muvaffakiyetler cereyan eder.. başarana dâhi başaramayana deli denir.. feth edene KAHRAMAN.. adı verilir.. açılışı başaramayana HAİN olur.

Uygarlık böyle ilerler.. bazen da acıklı olur.. kahramanları alkışlayarak çıkarırlar.. son kakışlayarak öldürürler.. Örneğin KADDAFİ.. örneğin MENDERES... Fakat ne olursa olsun uygarlığın yoluna bu TUĞLALAR konulur ya da ÇİVİLER çakılır.. Hallacı Mansur ya da Giordana Bruno idam ederlerken iktidarların hukuka dayanan gerekçeleri bulunuyordu.. bazen eskiyenler sökülür yenisi takılır.. böylece bu hem okunulan hem dokunulan bu yol ilerler.

Kimisi İmamı Nursiye mehdi der.. kimi Mustafa Kemal'e süyfan der.. kimi Marksa deccal der.. kimi onu kurtarıcı görür.. yani büyük adamlar ve büyük insanlar konusunda tam tersine yargılar ve değerler verilir.. Bana sorarsanız bu ulusun yazılımını imamı Nursi ve arkadaşları.. bu ülkenin donanımını da Mustafa Kemal ve arkadaşları değiştirdi.. Saltanat yerini Cumhuriyete bıraktı.. Türkiye meclisi ve kabinesi ve mahkemesi ile çağdaş bir devlet oldu.. Bu yeni yazılım ve donanım ile de ülkemize dünyaya açılacak yeni olanaklar ve yetenekler ortaya çıktı .. bize düşen bu imkan ve fırsatları değerlendirerek uygarlığa yeni tuğlalar koymak ve ülkemize yeni çiviler çakmak.. soruları yanıtlamak ve sorunları çözmek yolunda çabalamaktır.

Şimdi KİM sorusunun yanıtını verdikten sonra NE sorusunu soralım risale-i nur külliyatı.. ne dir ? Siz hem Nutuk hem RNK okudunuz mu ? Önce hangisini okudunuz ?

RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI.. NE DİR ?

İmamı Nursî, İmamı Gazali’den ve Hazreti Mevlana’dan İmamı Rabbanî’den sonra gelen DOĞUNUN imamı kabul edilir. Nasıl Aristo.. Descartes.. Kant.. BATININ birbirinden sonra gelen otoriteleridir. Otoriteler ve yetkeler geçmiş birikimleri toplayıp ona yeni paradigmalar katarak geleceğe aktaran KÖŞE başlarıdır. Çünkü görüşleri ve yapıtlarıyla dil, din, kültür, bilgi ve düşünce tarihinde dini doğmaları yeniler ve bilimsel paradigmaları değiştirirler. Genelde aralarında iki yüz ila altı yüz yıl arası bir mesafe bulunur.

İMAMI NURSÎ yirminci yüzyılın başında İslam Dünyasının çağdaş bir temsilcisi olarak telif ettiği hem ilim ve hem kelam sahasında dogma ve paradigma değişimi sağlayan YENİLİKÇİ yapıtı olan Risale-i Nur Külliyatıyla USUL ve DİL kalesinin muhafızı olmuştur. Fakat o daha çok talebeleri nedeniyle iman ve Kur’an çağırıcısı olarak tanınmıştır.

Semavi ve kitabı ve ilahi ve rasuli din-i mübini İslamiyetin kurucusu Hazreti Muhammed ‘den (Aleyhissalatü vessalam) yaklaşık altı yüz (571-1111) sonra gelen IMAMI GAZALİ din-i mübini İslamın en parlak dört yüz senesinin sonunda parlayan bir yıldızdır. Onun akıl ve kalb gözü ayırımı Pascal ile KANT’a ulaşmış TEORİK (mantık ve ilim ve usul ve Hikmet) ve PRATİK (nutuk ve irade ve iman ve ahlak ) AKLIN temeli atılmıştır.

İslamın ilk PARLAK dört yüz yılından sonra gelen KARANLIK bin yılda ortaya konulan yapıtlar, bilimde ve ahlakta.. san’atta ve hikmette özgünlüğü bulunmayan tekrarlardan ibarettir. Zaten tarihi deneyimler göstermiştir ki altı yüz sene içinde kültürler her fani eser gibi miadı doluyor ve yeni bir dil ve din ve kitab doğuyor.. yeni bir kültür yeni bir devlet ve yeni bir imparatorluk ortaya çıkıyor. Gerçekten de veri olarak Hz. İbrahim ve Hz. Musa ve Hz. İsa ve Hz. Muhammed aleyhissalatı vessalam’ların arasında da yaklaşık 600 senelik bir değişme ve gelişme mesafesi bulunuyor.

Nasıl ki İmamı Gazali, Selçuklu’nun ardındaki İdeolog..
Mevlanâ ve Hacı Bektaşı Veli, Osmanlı’nın ardındaki ideologlar..
Bunun gibi gelecekte manevi bir "ide"si olarak İmamı Nursî’nin yapıtı olan RNK çağdaş kültürün din (ahlak) ve felsefe (hikmet) kanatlarını birleştiren özgür bir mentalitenin başlangıcın ve ışığı olacaktır. Bu kanaatime herkes katılmak zorunda değildir, bu benim düşüncem ve inancım. Bu geleceği bir inisiye ya da illüminasyona bağlı olarak değil nesnel bir perspektif ve tümel bir vizyon olarak görürüm.

Gelecekte küresel bir yapılanmada.. doğunun ve batının keşistiği Anadolu.. geçmişin ve geleceğin kavşaklaştığı Türkiye Cumhuriyeti.. dilin intikal ettiği bilimin.. dinin intikal ettiği hukukun.. hikmet ve ahlak meyvesini vermesine vesile olacak.. çevresindeki İran’dan Yunanistan’a.. Irak’tan İsrail’e.. uluslar ve devletler ile YEREL GÜCÜNÜ ortaya koyacaktır. Yeter ki bu devletler küresel kültürün bir parçası olan halklarının ne dediğine kulak versin.

Aksi halde uluslar arası şirketlerin ardında bulunan küresel efendiler olan aileler dünya bir köy haline getirerek bizi giderek doğadan uzaklaştıran yapay yaşama ve sanal şuuru mahkum eden teknolojiye kuvvet verecekler ve el altından insanı insandan uzaklaştıran yeşil ve mavi totoliter sistemlere kızıl ve kırmızı otoriter rejimlere güç veren ideolojileri destekleyeceklerdir.. bu da ANADOLU'ya daha çok yüklenecekler anlamına geliyor.


ACABA RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI’NIN ETKİSİ VE YAYGINLIĞI HANGİ İHTİYACI KARŞILAMASINDAN DOĞUYOR ?

Siyasi olarak ya da ideolojik olarak bir kişi ya da olaya yandaş olmanın ya da karşı çıkmanın bir kıymeti harbiyesi bulunmaz. Tek bir risalesini okumadan İmamı Nursî’ye karşı çıkanın, bütün kitaplarını okuduğu halde onun ilim ve usul ve iman noktasında yaptığı yenilik ve değişim ve gelişimlerinden haberdar olmayanın, onu yermesi ve övmesinin kişisel bir tatminden öte bir değeri bulunmaz. Bunu NUTUK’u okumadan Atatürke karşı çıkmaya benzetebiliriz. Eğer “NUTUK” okumamışsa içinde yaşadığı T.C. onu kendisini tanıtacaktır. Tanımıyorsa ömrü varsa Türkiye DC.sinin Anadolu Birleşik CUMHURİYETLERİNİN çekirdeği olduğunu da bu yazı ona bunu DÜŞÜNDÜRECEKTİR.   

Avrupa ilim yapmaya hazır yüz bin kelime kapasitelik bir üniversite mezunu çıkarırken ülkemizde on bin kelimelik bir kapasiteli sol ya da sağa angajeye olmuş bir zihin imal ve istimal ediyoruz. Bir de buna benim gibi düşünecek ve konuşacak düzeyde yabancı bir dil bilmeyenlerin sağır aydınlığı işin içine katarsanız aydınımızın BİLİM ÜRÜTMEYEN hali ortaya çıkar. Yarı aydınları da unutmuş değiliz. Kaç tane Nobel ödülü alan Müslüman Arap ya da Müslüman Türk çıkardık.. yoksa Arap ve Türk ve İslam olduğumuz için mi ödül vermiyorlar.

Ne yazık ki ad ve ar anlamını birbirinden ayıran İmamı Nursî gibi akıl ve kalb gözünü fark eden İmamı Gazali de zamanında anlaşılmadı.. Bununla beraber Gazali’nin bu usul ve iman ayırımı Pascal Vasıtasıyla Kant’a ulaştığında (Ord. Prof. Hilmi Ziya ÜLKEN ifade ediyor) o, aklı tanrı yapan aydınlanmacıların ayaklarını yere değdirmişti…

Ancak her şey fani.. bir zamanlar İSLAM KÜLTÜRÜ çağdaş bilme temel olacak merdivenleri hazırlamışken şimdi başka kültürler ve coğrafyalar ve kuvvetler dünyanın yeteneklerini ve olanaklarının basamaklarını yükseltiyor ve bundan doğan gücü kullanıyor.

Bin yıl önce AKIL gözünün mana-yı harfi (ar anlamı) ve KALB gözünün mana-yı ismisini (ad anlamı) ayıran İslam Dünyası.. bu ayırımının gerektirdiği ad anlamı ile yapılan bilimsel araştırmayı ve düşünsel karşılaştırmalarını yaparken bunları bir yana bırakarak karanlığa gömüldü.. ne garib dir ki bunun nedenini imamı Gazali’ye bağlarlar.. yanlıştır. Bu olguyu şuna benzetebiliriz.. güneş ışığı bazı (genç) bitkileri yeşertip büyütürken bazı (yaşlı) bitkileri sarartıp çürütür.. İmamı Gazali ve İmamı Nursî’nin ışığı böyledir.. Eğer onların sözleri MANA-YI HARFİYLE Tanrı’nın kutsallığına ve ahiretin sonsuzluğuna duyarlı olan KALB gözünüzü SÜREKLİ aydınlatırken AKIL gözünüz körlenmişse durum bu olacaktır, akıl gözünün uyarlı olduğu MANA-YI İSMİ karanlıkta kalacak ve bilime ve kuvvete ve dünyaya karşı gabileşecektir. Yani sadece kalbiniz çalışacak aklınız işlemediğinden körleşecektir. Bunun tersi dahi gerçekleşir.. çoğu zaman insanlarda.. mana-yı ismiyle eşyaya ve eşhasa ilişkin aklı çalışır ve fakat mana-yı harfiye duyarlı kalbi KÖRLEŞİR.. dine.. imana.. yabancılaşır.. Yaratan’a.. Yaradan’a karşı çıkar.

Din ve ahlak insanlarda köklüdür.. aynı şekilde bilimin ve hikmetin de kökü bulunur. Maalesef insanların çoğu bu iki kökü birlikte götüremiyor. Sağcılar imanı esas alıyor.. usulü ve ilmi bırakıyor. Solcular usulü ve yöntemi ve metodu esas alıyor imanı ve ahlakı geri bırakıyor veya yadsıyor.. üstelik bunun farkında bile olmuyorlar. Bu bir VELL sırrıdır.. hem hakka hem halka dönebilmek ve bunu sürdürmek ve korumak bir sınava ve yarış konusu.. (fe vell vecheke) sırrıyle bir zihin ve şuur; doğuya (güneye) dönen yüzünü daha sonra batıya döndürür.. batıya (Kuzeye) dönen yüzünü daha sonra doğuya döndürür. Yöntem Bilimsel Analiz bu yüz ve yön ve dönme sırrını, doğaçlamadan ayrılmazsanız, size öğretir.

RNK nın altı usul, üstü imandır. Bin yıllık imana ve islama yapılan itiraz ve eleştiri ve soruları yanıtlayan yönü onun İMAN hizmeti tarafıdır.. diğer temel düşünme ve öğrenme yol ve bilgilerini açıklayan yönü USUL hizmeti tarafıdır. Örneğin Daire-i iman ve itikad.. Daire-i imkan ve vucub.. Rububiyet ve ubudiyet daireleri.. risalet ve velayet vecheleri gibi din sırları, dil sırlarıdır…

RNK hizmetinin dört aşaması vardır.. yazıcılar, okuyucular, Yeni Asyacılar ve Zamancılar.. İlk önce hattı kur’an (Osmanlıcı) ile risalelerin yazılması aşamasıdır. Bu gün hala risaleleri Osmanlıcı yazan ve okuyan bir cemaat vardır. 1928 de başlayıp 1950 de yerleşen yanlışlıkla latin harfleri denilen küresel harflerin üniversite ve basın yoluyla yaygınlaşması karşısında Risaleler 1950 den sonra yeni yazıyla matbua da basılmaya başladı ve böylece okuyucular cemaati ortaya çıktı. Risaleler halk elinden aydınların eline geçtiğinde 1970’lerde Yeni Asya Gazetesi ortaya çıktı. Fahri iman ve Kur’an hizmet olarak halk dershanelerinde yapılan sivil çalışmalar Yeni Asya Gazetesi ile resmi düzeye çıktı.. Daha 1980’lerde legal olarak hizmet yurtları ortaya çıktı ve Zaman Gazetesi ile Yeni Asya arasında rekabet başladı.. 15 Temmuz Darbe Girişimiyle Zaman Gazetesi faaliyetleri illegal hale geldi.. İktidar Zaman Gazete’sini kapattı Yeni Asya’ya dokunmadı.

DOGMA VE PARADİGMA DEĞİŞİMLERİ

Risalenin üç aşaması vardır.. Hakaik-i imaniyeyi neşir.. sünnet-i seniyyeyi ihya.. üçüncüsü ittihad-ı islam.. Buna paralel olarak İmamı Nursi’nin de üç evresi düşünülebilir.. 1910 da başlayan Eski Said.. 1928 de başlayan Yeni said.. 1950 den sonraki üçüncü Said. Bu gün Risale-i Nur Külliyatı kainatı, insanı ve kitabı okumanın ve onları dokumanın YENİ BİR YOL’unu açtığını ve bunun yeni bir YAZILIM olduğunu söylemem beni “deliler” sınıfına sokar. Ancak çağın paradigması söküldüğünde İmamı Nursî’ye düşmanları bile ona “dâhi”
diyecektir.


Askeri savaşın yerine alan ekonomik savaşın ve ekonomik savaşın yerini alan BİLGİ YARIŞININ.. teknoloji ve ideoloji savaşının ortaya çıktığı günümüzde KÜRESEL İKTİDAR nelere gebe.. bilmiyoruz. Bu gün için gördüğümüz.. ülkemizin küresel efendilere karşı çıkmasıdır. Ya da karşı çıkıyor görünmesidir.. Zaten güncel olarak gerçek ve görüntü arasını ayırmak mümkün değildir. Ancak gelecekte bu gerçek ve görüntü sorunu çözüldüğünde ortaya çıkacak insanlık, İslamlığın geçmiş kanıtı olacaktır. Zaten bir iktidar üzerinde elli ya da yüz yıl geçmeden gerçek tarihini ortaya çıkarmak olası değil.


Fakat iktidar garib bir olaydır.. yasa ve yasadışı olanı belirlemenin “ölçütü” oluverir. Eskiden İKTİDAR 200 ulusal devleti yöneten PARTİLERİN elinde idi..2020’den sonra 200 uluslar arası ŞİRKETLERİN eline geçti.. ve bu şirketlerin   ardında bulunan, birisi de Suudiler olan, 22 küresel ailelerin elindedir. Fakat bu arada ülkelerdeki etik ve etnik bölünmelerin.. dini ve milli kökenli Müslümanların, masonların ve Marksistlerin gelenekçi ve yenilikçi kesimlerin çatışmalarının dizayn edildiği bir manzara görünüyor.

Kim kimin kuyusunu kazıyor bilemiyoruz. Küresel Efendiler Anadolu’yu mu ele geçiriyor yoksa Anadolu’mu dünya’nın beline mi yerleşiyor bilemeyiz.. Şimdi artık rekabet KÜRESEL ve ULUSAL arasında değil küresel ile YEREL arasında.. bunu a ANADOLU “yerel”inin gerçeğini kavradığımıza anlayabiliriz. Kavramazsak.. bin yıl burada oturuyorsunuz diye bizi bin yıl daha oturtmazlar.


ESKİ İlahi ve semavi ile kitabi ve rasuli dinlerin sahipleri dindarlar.. Museviler.. İseviler ve Muhammediler dünya sorunlarını çözebilselerdi YENİ nasyonal.. kapital ve sosyal dinler çıkmazdı.. Şimdi eskisi ve yenisi de işe yaramıyor.. daha YENİSİ aranıyor.

YBA davasına “DÜŞÜNENLERİ arıyorum ÇÜNKÜ düşünüyorum ARAYANLARI”. sloganıyla başladım. Çünkü düşünenlere ve arayanlara önereceğim hızlı bir anlam sürücüsü ve kolay biri anlatım aygıtı barındıran bir DİL var: YÖNTEM BİLİMSEL ANALİZ. (YBA)

Analitik düzlemin görsel, mantıksal ve metodik kullanımı olan bu yeni dille.. din ve din birlikteliğinden oluşan kültürümüz.. şaha kalkacak.. fakat AT yok ki şaha kalksın.. ya da ŞAH yok ki atı bulsun.. ar (harf) yükü ve ad (isim) yolcusu yüklenen AT’ınızın farkına vardığınız da belki siz bir ŞAH olduğunuzun kadrini bileceksiniz. Kim bilir…

Osmanzya 01.12.2021


     NOT: Kişiler ve olaylarla fazla ilgilenmedim bu meyanda Ziya GÖKALP, dr Rıza NUR, İsmet İNÖNÜ isimleriyle ilgili hatırat ve kitapları okumadım.. okumakta istemedim.. bundan sonra da okumam. Bundan sonra söyleyeceklerim araştırma değil genel genel kültür olarak biliyorum ki   siyasi olarak birbirleriyle ilişkileri olan, Kazım KARABEKİR, Said NURSİ, Rıza NUR, İsmet İNÖNÜ ve Mustafa KEMAL birbirlerine düşman olarak öldüler. .   Bunlar ülkenin değil kişilerin kendi aralarındaki sorunlarıdır ve bizleri ilgilendirmiyor. Benim ilgilendiğim benim değil “dünya”nın sınavı olarak sorunun nerede olduğunu arayıp çözümünü bulmaktır.

Ancak her bir ismin ülkemin kültürüne islam adına yapılan katkıları bulunuyor. Üç isim işbirliği teklif ettiği Said Nursi Kürt.. Kur’an tefsiri yazdırdığı   Elmalı Hamdi Yazır Türk.. Hadis yazdırdığı Ahmed Naim Arap.. Kur’an meali yazdırdığı Mehmet Akif Arnavut M.Kemal Atatürk’ün seçtiği isimlerdi ve Osmanlıdaki İslam Kültürünün nadide eserleriydi.. Mustafa Kemal de Türk değildi.. bin türk kadar türk milletine hizmet etti.. Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde Anadolu’ra GÜÇ onun elinde idi ve hepsini yönlendirme yetkisini elde etti. Ancak bu adamlar Anadolu’yu İnşaa ettiler.. İnsandılar ve Dünya’ya “İnsanlığı” hazırladılar. Ancak gücü elinde tutan içmese de sarhoştur. Nitekim son yıllarında güç İsmet İnönü’nün eline geçti.. İnönü’nün milli eğitim bakana Hasan Ali Yücel Şerî olmayan Hürriyeti şaha kaldırdı.. Belki Osmanlı’da hürriyet-i şerî kalmamıştır. Kur’an-ı Mu’ciz-ül-Beyan   mana ve tefekkür olarak 400 yıl durmuştu.. Çünkü orada hangi cümlenin hangi kelimede büyük harfle başladığı hangi cümlede nokta ile sonlandığı İmamı Sacevendi tarafından saptanmış ve bir daha böyle bir çalışma yapılmamıştı.. yani Müslüman Kitabın sadece okuma sevabı ve ahiret hazırlığı ile ilgilendiler ve ilme ve kuvvete ve dünyaya dönük yönüne hiç bakmadılar. Dünyası ve kuvveti ve ilmi olmayanın da burada hakimiyeti ve hürriyeti bulunmaz. Sadece başkasına kafir, münafık ve zındık diye kaviye TRİP atar. Zaten zayıf kaviye ya striptiz yapar ya da trip atar.. kavi de kuvvetle sarhoş olup ya kendine ya başkasını zulm eder ya da hem kendine hem başkasına haksızlık eder. Bu homos’un patos’udur.. aynen kosmos’un kaosu gibi. Kavi ve zaıf (erkek-kadın, patron-işçi, amir-memur, standart-patent, gelenek-yenilik) arasındaki krallık ve kölelik ilişkilerden DÜZEN doğar.. düzenin de bir köylünün Ecevit’e dediği gibi nizam değişir lakin düzen ve düzülen mizanı değişmez.    

Derler ki tarım devriminden sonraki sanayi devrimini ve kapitalizmi ve kuvvet ortaya çıkaran   Max Weberin Protestan Ahlakıdır. Başka bir alman ekonomisti ise uygarlığı fahişelerin ortaya çıkardığını söyler.. çünkü kötü kadınların istediği lüksü sağlamak için erkekler para peşinde koşar. Bana sorarsanız uygarlığı ve gelişmeyi ortada çıkaran ana babanın evladını daha ileriye götürmesi için yetiştirmesi ve eğitmesidir. Düzen’in sürmesi için sürekli çıkan sorunların sürekli çıkarılan çözümlerle giderilmesi gerekir.

ÇÖZÜM bireysel, toplumsal, ulusal, yerel ve küresel çapta olabilir, fark etmez. O alanın sorumlusu kimse bu işi o yapacaktır. Benim alanımda bireysel alanda ve zihinsel çapta sorunu saptamaktır. SORUN: dilin kötü ve kötüye kullanılmasıdır. ÇÖZÜM ise yaşamın bir yarışı ve dinin sınavı olup bu da   savaş ve barışa çözümü ve kolaylığı getirecek mal ve hizmet üretiminin kaliteli yapılmasıdır. Bu arada bu işi yaparken erdem ve yetkinliğin meşru ve makul, makbul ve muhkem bir surette sergilerken kendi samimi ve ciddi bulunarak insanlığını kazanmak ve safi ve halis olarak insanlığının İslamlığını kurtarmaktır.

Bu anlatımımın oldukça genel ve tümel ve evrensel olduğunu da ve hiç bir kimseye somut ve belirli bir yol göstermediğini de biliyorum. Zaten meramımda bu kimsenin işine karışmayarak ona olabildiğince özgür bir alan bırakmak.. kimsenin mürşidi ve rehberi ve peygamberi olmamaya özen göstermektir. Umarım başarılı olmuşumdur.

Bilgi, saygı, sevgi ve sağlıcakla kalınız.


Mustafa BUĞUÇAM












Düzenleyen osmanziya - 01-Aralık-2021 Saat 17:59
IP
osmanziya
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 12-Temmuz-2010
Gönderilenler: 1838

Hak Puan : 5
Kidem : 6
OrtalamaHak : % 50
Irtibar :2

Alıntı osmanziya Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 25-Kasım-2021 Saat 10:21
Essalamü Aleynâ

18 temmuz 2021 de yayımlamışım.. tek bir kimseden dahi ne bir eleştiri ne bir görüş ve ne de bir soru geldi.. çünkü bizler nemrud ve ibrahim ile musa ve firavn karşıtlığına inandık.. bu yüzden de liderleri deccal ve mesih olarak tanıdık. Bundan dolayıdır ki bazılarımız atatürkü deccal bediuzzamanı mesih olarak görür.. ya da tam tersine atatürku onarıcı bediuzzamanı yıkıcı bilir.. ancak hepsi ÖLÜMLERMİYLE tarihte kalmış bu kimselerin.. yaşayan somut kimseler için HİÇ BİR hidayeti ve mehdiyeti ve yol göstericiliği bulunmaz ve somut ve belirli bir kararı olmaz.

Bu nedenle yaşayan kimseler için HAKKIN kimin elinde BATILIN kimin elinde olduğu da bilinmez. Yine bu nedenledir ki mü'min "Allahümme erinel hakka hakkan.. erinel batıla batılan.." diye dua eder ve ittiba rızkı diler.

Bu dua şu anlamı gelir: Bizler hakkı batıl olarak bilir ondan kaçabiliriz ya da tam tersine batılı hakk olarak bilir ona koşabiliriz.. ancak HAKKIN ne olduğu belli değildir çünkü.. peki BATIL'ın ne oldu belli mi ? O da belli değil.. zaten belli olsa idi bu dua yapılmazdı..

O halde size belli olan nesneleri, kimseleri ve işleri söyleyeyim: Batıl hakkın karşısındaki HAKİKAT'tır.. batıl hakkın karşısındaki KUVVET'dir.. batıl hakkın karşısındaki HALK'tır.. batıl hakkın karşısındaki HİKMET'tir..SAN'ATtır.. FÜNUN'dur.. HUKUK'tur. Siz bunları bilmezsiniz..


ÇÜNKÜ bize günlük dilin düz yazısıyla (GDDY) yapılmış halka yapılan retorik ve aydına edilen diyalektik ile hakkı batıl, batılı da hak olarak gösterebilirler. Başımıza geçirilmiş düş çorabının verdiği ışık kadar örebilir ve kafamıza konulmuş dil sepetinin verdiği aydınlık kadar görebiliriz. Bu diyalektik anlam sürücüsünün hikmeti   ve retorik anlatım aygıtının san’atı ahir zamanda fünuna ve hukuka kadar yansıdı.. çünkü dünyayı belirleyen ve dini tanımlayan DİL’i kötü ve kötüye kullana dai ve marazımız arttıkça arttı.. sağlam ve sağlıklı bilgi ve değer taşıyan sözlere duyarlığımız azaldıkça azaldı...



Kimseye elli yıl içinde hiçbir kimseye ekonomik ve politik bir hedef göstermedim.. şu yatırımı yapın şu yatırımı yapmayın demedim.. şu kimseye oy verin buna oy vermeyin demedim.. SADECE yedi düvelin karşımıza çıkardığı PKK ile ciddi savaşan iktidara destek verdim.. hepimizin dahil olduğu HÜR-RUH projesinin hatırına.. şu kızı alın bu oğlanı alın demedim.

Sadece sizleri geleceğinizi aydınlatacak ve ahiretinize ulaştıracak namaz ve fatiha ve Kur'an ile kendi MEHDİYETİNİZE ulaşmanızı istedim o kadar.


Benden yana olanlar da bana ne fetonun ne de retonun yandaşlığını yapmasın. Eğer yandaşlık yapacaksınız YBA yandaş olun.. düşünmeyi öğrenin.. aramayı düşünün.. bu ve bunun gibi yazdığım yazılarda yaptığım tablolarda anladığımız TÜMCELERİMİ eleştirin anlamadığınız SÖZCÜKLERİ sorun.. ve son yazımla da sizlere diyorum ki Atatürk ne yapmışsa yapmış.. Bediuzzaman ne yapmışsa yapmış.. sizin ve bizim her zaman geçerli olan çalışma ve üretme ve başarma dininde ölmüş, olmuş, bitmiş ve gitmiş yaptıklarımız değil YAPACAKLARIMIZ önemli ve değerlidir, bilinizdemek istedim.

Bilgi, saygı, sevgi ve sağlıcakla kalınız.

Osmanziya 25.11.2021 Üçyol-İZMİR       
IP
osmanziya
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 12-Temmuz-2010
Gönderilenler: 1838

Hak Puan : 5
Kidem : 6
OrtalamaHak : % 50
Irtibar :2

Alıntı osmanziya Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 04-Ocak-2022 Saat 17:18
http://www.yontembilim.com/forum/forum_posts.asp?TID=1764&PN=1


ATATÜRK ve BEDİUZZAMAN


İnsanın ne düşündüğünü söyleyebilmesi cesaret istiyor.. çünkü ülkelerde bulunan İDEOLOJİLER.. ideolojisi dışında bir din ve felsefeseye yaşam hakkı tanımazlar.

Müslümanlardan ve masonlardan ve marsistlerden TOTALİTER VE OTORİTER sistem ve rejimleri benimseyenler ya dinlerini ideoloji haline getirmişlerdir ya da felsefelerini dinleştirmişlerdir.

Felsefe
Din
İdeololji

Bu üçünün en yakın olduğu alan SİYASETTİR.

Elbette insanlar dil ve dinden ibaret KÜLTÜRLERİNDE bir taraftan ilim ve ibadet yaparken bir taraftan da ticaret ve siyaset yapacaklardır. Bizler ilim ve ibadetle ticaret ve siyaseti desteklerken ticaret ve siyasetle de ilim ve ibadeti besleriniz. Çünkü üretim ve tüketimin yiyimİ ile eğitin ve yönetimin yönelimi bir biriyle iç içedir. Ancak çağdaş kültürümüz dili bilim ve dini hukuk haline getirirken, DİL ve DİN’de kendilerini hikmet ve ahlaka yükselttiler. Ancak bundan haberdar olmayanlar hala dillerini ve dinlerini partilere paravana ve alet.. emek ve hürriyetlerini ideolojilere bayrak ve paratoner yapmayı sürdürmektedirler.


İşte bu noktada dünyanın küresel siyaseti ve ticareti ile ülkenin ulusal ekonomi ve politikası bir biri içine giriveriyor. Bundan dolayıdır ki beş ve elli yıllık kısa ve orta vade içindeki ekonomik ve politik hedeflerden sıyrılarak UZUN VADELİ sosyal ve kültürel hedeflere yöneldim ve YBA inşa ettim. Otuz yıldır da onun reklam ve propagandası ile meşgul oluyorum. Bu yazı da onun bir parçasıdır.


Bu sürede bilimcilik yapmayı bırakarak "bilim" yapmaya.. dincilik yapmayı bırakarak "hukuk" yapmaya özendirmek için .. bilgi toplumu ve hukuk devleti ülkülerini kendi ulusumuzda sağlamaya ve ülkemizde gerçekleştirmeye dönük YÖNTEM BİLİMSEL ANALİZ adını verdiğim hızlı anlam sürücüsün ve kolay anlatım aygıtını inşa etmeye çalıştım.
Bunun dışında YBA in soyut biçimi içeriklerle gösterebilmek için de insanbilim ve islambilim sayfalarıyla uğraştım.

Bilim ve din yapmak deyince ülkemizde iki isim akla gelir.. birincisi bu ülkenin donanımını değiştiren Mustafa Kemal ATATÜRK diğeri bu ulusunu yazılımını değiştiren BEDİUZZAMAN Said Nursi.. şimdi bu iki isme biraz daha yakından bakacağız.








M. Kemal ATATÜRK ve BEDİUZZAMAN S. Nursî


UYGARLIK YOLU “kelam”ı okuyanlar ve “kalem”le dokuyanlarla ilerler.. HAZIR açık ve seçik ANLAŞILIR yazılarla hazırlanan Günlük Dilin Düz Yazısının (GDDY) sunduğu taban üzerinde.. öğrendim ki uygarlık yolu bilişim, tarım, kentleşme ve sanayi devrimiyle öteden biri bu güne geldiği noktada bizden YENİ OKUR YAZARLIKLAR istiyor..

Bir kısım insanlar KİŞİLER'le ilgilenir..
Bir kısım insanlar OLAYLAR'la ilgilenir..
Bir kısım insanlar OLGULAR'la ilgilenir
derler.. bir kısım insanlarda AD'larla ilgilenirler.

Malum “kişiler”in bir adı olur.. bir de “adlar”ın bir anlam ve anlatımları bulunur.. işte dördüncü kısım olarak saydığım KİMSELER ne kişilerin adlarıyla ve ne de adları ve anlamlatımlarıyla fazla ilgilenmezler.. onlar bu iki isimden başka “ad” (isim) larla ilgilenirler.

Bu dördüncü katmandakiler evvelki üç katmanın “muhteva” ve İÇERİK’leri olan kişileri, olayları v olguları ile değil   nesnelerinin “mahiyet” ve nelikleriyle ilgilenirler ki Atatürk ve Bediuzzaman bu DÖRDÜNCÜ kısımdan kimselerden olması kuvvetle melhuzdur. Sanırım ilk isim (ATATÜRK)   hüsna (harfleri) kalemiyle yazdı.. ikinci isim (BEDİUZZAMAN) ise esmayı   (adları) kelamıyla okudu. HÜSNA’nın “ne” ve ESMA’nın “kim” olduğunu ya da olmadığını kendim dahil çok kimse tamamiyle ve kemaliyle bilemez. Sadece esma’nın insan (hakikat-ı Muhammmediye) , hüsna’nın kainat (tabiat ve tarihiyle) olduğunu düşünüyorum.

Halktan kimseler bu kişilerden birine dost olduğu gibi öbürüne de düşman olabilir.. hatta bu iki kimse de birbirine dünyada düşman fakat ahirette dost olabilirler.. bunu kimse bilemez.. dediğim size uçuk görünse de   “AD”'lar söz konusu olduğunda ne sağ söz konusu olur ne sol.. ne dişil söz konusu olur ne eril.. ne fikrin sureti söz konusu olur ne şeklin olgusu… Çünkü bu katmanda nesneler ve kimseler   adlar değil ancak “ar” (harf) tirler.
Bana göre yani “dünyam” da bu dördünden ibarettir:
Nesneler, kimseler, adlar ve arlar.

Sonuçta insan ESMA kainat HÜSNA olur.. bazılarımız ahseni takvimden ahseni amele giden bir hatt çizerek.. çevreden merkeze doğru ilerleriz.. ileriye ve istikamete ve hidayete doğru giden bu yönde bir yol alamıyorsak ya da çemberde sağdan sola ya da soldan sağa doğru giden bir kısır içinde döngüde kalırız.. çünkü sağ ve sol yanları ileriye ya da geriye doğru yön haline getirmişizdir.. ki bu gidiş ve yürüyüşleri.. yöneliş ve yaklaşımları.. Kur'an-ı Mu'ciz-ül-Beyanda şimal, yemin ve sabık ehli olarak üç bölükte adlamış, tanımlamış ve betimlenmiştir.

Dediklerimi büyük bir olasılıkla anlamamışsınızdır.. anlamışsanız görüşünüzü anlamamışsanız geri dönüşünüzü beklerim.. ancak okumayı ilerletince biraz daha iyi anlayacaksınız..” kişi”lerle ilgilenenler hemen bana küfür ve kalayı çoktan basmışlardır.. buraya kadar bile okuyamazlar.. bu duygularının bir gereğidir ve normaldir. “Olaylar”la ilgilenenler Bediuzzaman’a veya Atatürk’e dostluk ya da düşmanlıklarının gerekçelerini sıralamaya ve en azından gözden geçirmeye çalışacaklardır. Ancak fikir ve “olgular”la ilgilenen entelektüel kimseler, dediklerimi dikkatle dinleyeceklerdir. Bunun için anladığınızda eleştirilerinizi.. anlamadığınız da ise sorularınızı.. bekliyorum.. çünkü bizler ancak akıl ve fikirle, düşüncelerle ve olgularla ilişki kurduğumuzda daha sağlam ve sağlıklı sonuçlara ulaşabiliriz. Kişiler ayırır, olaylar dağıtır ve bu da gayet doğal ve normaldir.

Risalei Nur Külliyatı' (RNK) yazarı olan İMAMI NURSÎ, hasımlarınca Saidi Kürdî ya da dostlarınca Saidî Nursî ya da çağımızda Bediuazzaman olarak bilinen Said Nursî “Kim”dir ?

Her ne kadar BEDİUZZAMAN olarak isimlendirilmiş olsa da Arap Dünyasında “İMAM” ve otorite olarak tanınır.. zaten doğunun felsefesi olan dinin imamları ve otoriteleri olduğu gibi batının dini olan felsefesinin de yetkeleri ve imamları bulunur. İmamı Nursî Esma okuma yolu olan İLM-İ KELAM'da bir tecdid ve yenilik ortaya çıkarmıştır. İmamı Nursî’nin KALEM’i bulunmaz. Yani yazı yazma işinde acemidir, bu yüzden eserlerini talebeleri yazmıştır. Sokrat’ın kalemi yoktu.. eserlerini talebesi Platon yazmıştır sanırım. İmamı Nursî okumuş talebeleri yazmıştır. Fakat bu kıraat ve kitabet ile çıkan “İLM-İ KELAM” önce insanın   bilgi kuramını ve gerçek mentalitesini etkilemiştir. Bu nedenle önce ulusu değiştirecek sonra bu dünyayı yenileyecektir. Etkileyen paradigma değişimini anlamak için elbette RNK okumak gerekmektedr. Aksi halde dediklerim size soyut bir söz olarak yansıyacaktır. RNK okuduğunuzda bilginizin vital aktivitesini (faaliyetini) , düşüncenizin mental reaktivitesini (zihniyetini) ve inancınızın transandantal kişiler ve olaylar düzeyinden olgular ve adlar seviyesine çıkardığında   göreceksiniz ki insanın evrendeki yeri bildiğimiz gibi değildir.

İmam.. yetke.. otorite.. ehli hibre.. ehli şuhud.. denilen UZMANLAR VE TANIKLAR.. uygarlık caddesinin kelamlı okuyucuları ve kalemli dokuyucularıdır.. BATI’nın OTORİTELERİ; Aristotales ve Rene Descartes ve Immanuel Kant.. DOĞU’nun İMAMILARI; İmamı Gazali.. Hazreti Mevlana.. İmamı Nursî benim için Orion’un ya da Akrep’in “ÜÇ Yıldız’lar gibidirler.
Başkaları kendi imam ve yıldızlarını GÜNEŞ bilebilir.. ancak benim otoritelerim ve güneşlerim de bu ALTI YILDIZ’dır.. hepsi de KÜLTÜR açısından muhteşem ve muazzamdırlar.. Bu isimlerin Rabbimiz indindeki makamlarını ise bilmeyiz.. Rabbin enbiya ve asfiya gibi yıldızları olduğu gibi edhiya ve edliya olan dâhileri ve delileri de bulunur. Burada kalem den ve kelamdan bahsettim.. bir de mal ve mel bulunuyor. Dünyayı şu dördünden ibaret görebiliriz:
Kalemler, kelamlar, mallar, meller.

Daha gök yüzündeki güneş ve yıldız farkını bilmeyen milyonlarca belki milyarlarca kişi bulunurken.. elbette bu KÜLTÜR YILDIZLARIN farkında olmayan binlerce belki de milyonlarca aydın olabilir.. Siyaset ve san’at dünyasının tanınmışlarından OSCAR ödüllerini alan ünlüleri olduğu gibi bilim dünyasından da NOBEL ödüllerini alan tanınmışlar da bulunur. Kalem ve kelam dünyasının kültür yıldızlarından Sezai KARAKOÇ üstadın 16.11.2021 günü vefatı nedeniyle daha önce yazdığım bu yazıyı yeniden gözden geçirdim. Rabbimiz gani gani rahmet ede.. makamı cennet ola. Amin. Bu metni tanıdığım aydınları gönderdiğim halde bu güne kadar hiçbir geri dönüş alamadım.


Akil bir zihin için, düşünen bir kişi düşünmeyen bir bin kişiye bedelken.. benim içinde arayan on kişi de aramayan on bin kişiye bedeldir. Canlı öğrenme ve diri düşünme yolunu tutmuş sorgulayan ve arayan ve bu yüzden kültür ve bilim ve din tarihini okuyan kimseler; yukarıdaki saydığım ALTI Yıldız’ın elbette farkında olurlar ve onların ışığından gökteki güneş gibi yararlanırlar.

İsa aleyhisselam (00.00) gibi 11 arkadaşı ve havarisiyle davasını.. dünyaya kazıdığı gibi, İmamı Nursi (1873-1961), Risalei Nur Külliyatını ülkeye kazıdı.. vefatından sonra da talebeleri dünya yerleştirmeye çalışıyorlar.
Nebimiz Muhammed aleyhisselam (M.S.570-632) 11 sahabesi ile Din-i Mübin-i İslamı tarihe kazıdığı gibi, Mustafa Kemal’de (M.S.1881-1938) Değerli Silah Arkadaşlarıyla TÜRKİYE CUMHURİYETİ’ni dünyaya kazıdı.. Ne yapalım bu da dünyaya “sıkıntı” veriyor.. fakat darlık olmadan da genişleme bulunmaz.
Her şeyden önce bu dört durumu ve parlak izi   tarihsel bir DONE ve nesnel bir VERİ olarak bir saptamak lazım.. aksi halde bu isimlere dost ya da düşman olan değerlendirmelerimiz indî ve subjektif kalacaktır.

Bu dört serüveni tarihe yazılı veriler ve kazılı olaylar   olarak okuyunca, Yaratan'ın bütün nebilerinde ve velilerinde.. cereyan eden GENEL bir BAŞARI olgusunu görürüz.. hatta dâhilerinde (edhiya) ve delilerinde (edliya) de bu tür muvaffakiyetler cereyan eder.. başarana dâhi başaramayana deli denir.. feth edene KAHRAMAN.. adı verilir.. açılışı başaramayana HAİN olur.

Uygarlık bu başarı ve fetihlerle okunur ve yazılır, kültüre kazılır ve cadde dokunarak ilerler.. bazen bu dokuma ve örme da acıklı olur.. kahramanları alkışlayarak çıkarırlar.. son kakışlayarak öldürürler.. Örneğin KADDAFİ.. örneğin MENDERES... Fakat ne olursa olsun uygarlığın yoluna bu TUĞLALAR konulur ya da tarihe ÇİVİLER çakılır.. Hallacı Mansur ya da Giordana Bruno idam ederlerken iktidarların hukuka dayanan gerekçeleri bulunuyordu.. bazen eskiyen ekonmik ve politik standartlar ve statükolar   sökülür yeni teknik ve kültürel   patentler ve defaktolar takılır.. böylece bu hem ideolojilerle okunulan ve değiştirilen hem teknolojilerle düzeltilen ve dokunulan bu yol ilerler. İşte Atatürk ve Bediuzzamın dünyada bu tür işleri yapan kimselerdendir.

Kimisi İmamı Nursiye mehdi der.. kimi Mustafa Kemal'e süyfan der.. kimi Marksa deccal der.. kimi onu kurtarıcı görür.. yani büyük adamlar ve büyük insanlar konusunda tam tersine yargılar ve değerler verilir.. Bana sorarsanız bu ulusun yazılımını imamı Nursi ve arkadaşları.. bu ülkenin donanımını da Mustafa Kemal ve arkadaşları değiştirdi.. Saltanat yerini Cumhuriyete bıraktı.. Atatürk’ın ilkeleri ve ülküleri ve devrimleri ile Türkiye meclisi ve kabinesi ve mahkemesi ile çağdaş bir devlet oldu.. Onlar NUSRET’lerinin ardından fevc ve fevc gelenleri ile uygarlık mevceleri bulunan Dinillah’ı tamamlayarak teşbih ve teşbih ve tevbeleri Hakk’a yürüdüler.. Bize de   Bediuzzaman’ın yeni yazılım ve Atatürk’ün yeni donanım ile de ülkemize dünyaya açılacak yeni olanaklar ve fırsatlar ortaya çıktı .. yeni yetenekler ve başarılar çıkacak.. bize düşen bu imkan ve olanağı değerlendirerek uygarlığa yeni tuğlalar koymak ve ülkemize yeni çiviler çakmak.. soruları yanıtlamak ve sorunları çözmek yolunda çabalamaktır.

Şimdi KİM sorusunun yanıtını verdikten sonra NE sorusunu soralım risale-i nur külliyatı.. ne dir ? Siz hem Nutuk hem RNK okudunuz mu ? Önce hangisini okudunuz ?

RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI.. NE DİR ?

İmamı Nursî, İmamı Gazali’den ve Hazreti Mevlana’dan İmamı Rabbanî’den sonra gelen DOĞUNUN imamı kabul edilir. Nasıl Aristo.. Descartes.. Kant.. BATININ birbirinden sonra gelen otoriteleridir. Otoriteler ve yetkeler geçmiş birikimleri toplayıp ona yeni paradigmalar katarak geleceğe aktaran KÖŞE başlarıdır. Çünkü görüşleri ve yapıtlarıyla dil, din, kültür, bilgi ve düşünce tarihinde YÜZ YILLARDIR YİNELENEN dini doğmaları yeniler ve BEN YILLIRDIR SÜRDÜRÜLEN bilimsel paradigmaları değiştirirler.

Birbiri ardına kitapla gönderilen RASULLER arasında genelde aralarında dört yüz ila altı yüz yıl arası bir mesafe bulunur. Her inen kitap bir DOĞMA değişimidir. Bilimsel PARADİGMALARA gelince birazcık gök bilim, bilim ve felsefe ile ilgilenenler bunun ne demek olduğunu bilirler. Bilim tarihinde yer merkezli, güneş merkezli ve merkezsiz (başvuru ve referansa dayalı) kainat tasvirlerinin değişimi ve evren büyük resimlerinin geçirdiği evrim.. aynı zamanda fizik kuramlarında önemli bir zaman ve mekan kavramlarının yenilenmesini ifade ederler.

İMAMI NURSÎ yirminci yüzyılın başında İslam Dünyasının çağdaş bir temsilcisi olarak telif ettiği hem ilim ve hem kelam sahasında dogma ve paradigma değişimi sağlayan YENİLİKÇİ yapıtı olan Risale-i Nur Külliyatıyla DİN kalesinde USUL ilminin muhafızı ve DİL kalesinde kelam ilminin müceddidi olmuştur. Fakat o daha çok talebeleri nedeniyle iman davetçisi ve Kur’an çağırıcısı olarak tanınmıştır.

Semavi ve kitabı ve ilahi ve rasuli din-i mübini İslamiyetin kurucusu Hazreti Muhammed ‘den (Aleyhissalatü vessalam) yaklaşık altı yüz (571-1111) sonra gelen IMAMI GAZALİ ((1058-1111) din-i mübini İslamın en parlak dört yüz senesinin sonunda parlayan bir yıldızdır. Onun akıl gözü ve kalb gözü ayırımı Pascal (1623-1662) ile KANT’a (1724-1804) ulaşmış TEORİK (mantık ve ilim ve usul ve Hikmet) ve PRATİK (nutuk ve irade ve iman ve ahlak ) AKLIN temellerini atılmıştır. Elbette Kant’ta Descartes ve Hume etkileri vardır.. akılcı Descartes ile deneyi Hume etkilerinin de temelinde olan aklın terakümünü ve kalbin telahuku ile birleştiren yaklaşımın kökenini ilk olarak Gazalide buluyoruz. Nasıl Hegel’in tarih yorumun temelinde Mukaddime Sahibi İbni Haldun organizma kuramanı unutmuyorsak. Ancak birbirin eklemlenen ve telahuk eden her bir nazariyenin ayrı ayrı bir değeri vardır.. bu kuram sahibinin Yahudi ve Hristiyan ve Müslüman olması nazariyenin İNSANİ bir kurum olduğu gerçeğini unutturmaz. Bilim evrenseldir.. musevinin ve isevinin ve muhammedinin ayrı bir ilimi bulunmaz. Ancak dini kültür olumlu ve yapıcı dönemlerinde insani gelişmenin ve düşünmenin önünü açarlar, taassuba düştüklerinde zaten sadece bilimi değil dini de köreltirler.

İslamın ilk PARLAK dört yüz yılından sonra gelen KARANLIK bin yılda ortaya konulan yapıtlar, bilimde ve ahlakta.. san’atta ve hikmette özgünlüğü bulunmayan tekrarlardan ibarettir. Zaten tarihi deneyimler göstermiştir ki altı yüz sene içinde kültürler her fani eser gibi miadı doluyor ve yeni bir dil ve din ve kitab doğuyor.. yeni bir kültür yeni bir devlet ve yeni bir imparatorluk ortaya çıkıyor. Gerçekten de veri olarak Hz. İbrahim ve Hz. Musa ve Hz. İsa ve Hz. Muhammed aleyhissalatı vessalam’ların arasında da yaklaşık 600 senelik bir değişme ve gelişme mesafesi bulunuyor.

Nasıl ki İmamı Gazali, Selçuklu’nun ardındaki İdeolog..
Mevlanâ ve Hacı Bektaşı Veli, Osmanlı’nın ardındaki ideologlar..
Bunun gibi gelecekte manevi bir "ide"si olarak İmamı Nursî’nin yapıtı olan RNK çağdaş kültürün din (ahlak) ve felsefe (hikmet) kanatlarını birleştiren özgür bir mentalitenin başlangıcın ve ışığı olacaktır. Bu kanaatime herkes katılmak zorunda değildir, bu benim düşüncem ve inancım. Bu geleceği bir inisiye ya da illüminasyona bağlı olarak değil nesnel bir perspektif ve tümel bir vizyon olarak görürüm. Felsefi tasası olan bir insan ve dilin kötü ve kötüye kullanılmasından bireylerin, toplumların akıbetini batıran ulusların ve uygarlıkların geleceğini karartan bir illet olmasından dolayı kaygı ve sorumluluk duyan bir aydın olarak konuşurum. Yarı aydınların dudak bükmelerine aldırmam.. düşünen ve arayanların kulak vermesini beklerim.   

Gelecekte küresel bir yapılanmada.. doğunun ve batının kesiştiği Anadolu.. geçmişin ve geleceğin kavşaklaştığı Türkiye Cumhuriyeti.. dilin intikal ettiği bilimin.. dinin intikal ettiği hukukun.. hikmet ve ahlak meyvesini vermesine vesile olacak.. çevresindeki İran’dan Yunanistan’a.. Irak’tan İsrail’e.. uluslar ve devletler ile YEREL GÜCÜNÜ ortaya koyacaktır. Yeter ki bu devletler küresel kültürün bir parçası olan halklarının ne dediğine kulak versin.

Aksi halde uluslar arası şirketlerin ardında bulunan küresel efendiler olan aileler egemenliklerini korumak için dünya bir köy haline getirerek bizi giderek doğaya yabancılaştıran.. yapay yaşama ve sanal şuuru mahkum eden teknolojiye kuvvet verecekler ve el altından insanı insandan uzaklaştıran yeşil ve mavi totoliter sistemlere kızıl ve kırmızı otoriter rejimlere güç veren ideolojileri destekleyeceklerdir.. bu da ANADOLU'ya daha çok yüklenecekler anlamına geliyor.


ACABA RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI’NIN ETKİSİ VE YAYGINLIĞI HANGİ İHTİYACI KARŞILAMASINDAN DOĞUYOR ?

Siyasi ya da ideolojik olarak bir kişi ya da olaya yandaş olmanın ya da karşı çıkmanın bir kıymeti harbiyesi bulunmaz. Tek bir risalesini okumadan İmamı Nursî’ye karşı çıkanın, onu yermesinin bir anlamı olmadığı gibi bütün kitaplarını okuduğu halde onun ilim ve usul ve iman noktasında yaptığı yenilik ve değişim ve gelişimlerinden haberdar olmayanın, onu övmesinin kişisel bir tatminden öte bir değeri bulunmaz. Bunu NUTUK’u okumadan Atatürke karşı çıkmaya benzetebiliriz. Eğer “NUTUK” okumamışsa içinde yaşadığı Türkiye Cumhuriyeti Atatürk’ü kendisini tanıtacaktır. Tanımıyorsa ömrü varsa Ankara DC.sinin Anadolu Birleşik CUMHURİYETLERİNİN çekirdeği olduğunu da bu yazı ona bunu DÜŞÜNDÜRECEKTİR.   

Avrupa ilim yapmaya hazır yüz bin kelime kapasitelik bir üniversite mezunu çıkarırken ülkemizde on bin kelimelik bir kapasiteli sol ya da sağa angajeye olmuş bir zihin imal ve istimal ediyoruz. Bir de bilim ya da dini yeteri ve gereği kadar bilmeyenlerin yarı aydınların sağılığını ve körlüğünü işin içine katarsanız KÜLTÜRÜMÜZON hikmet ve ahlak ÜRÜTMEYEN hali ortaya çıkar. Kaç tane Nobel ödülü alan Müslüman Arap ya da Müslüman Türk çıkardık.. yoksa Arap ve Türk ve İslam olduğumuz için mi ödül vermiyorlar ?

Ne yazık ki ad (mana-yı ismi) ve ar (mana-yı harfi) anlamını birbirinden ayıran İmamı Nursî gibi akıl ve kalb gözünü fark eden İmamı Gazali de zamanında anlaşılmadı.. Bununla beraber Gazali’nin bu usul ve iman tefrik ettiren akıl ve kalb ayırımı Kant’a ulaştığında (Ord. Prof. Hilmi Ziya ÜLKEN ifade ediyor) o, aklı tanrı yapan aydınlanmacıların ayaklarını yere değdirmişti… Bu güne kadar akıl ve nakil ile ilim ve kelam ilişkisi felsefi edebiyat ve dini vaaz konusu olmaktan kurtulması.. kültürü temellendiren dil ve din bağlantısı kurulamadı.. çünkü alan ve yöntemlerin ilişkileri yeteri ve gereği kadar tartışılmadı ve tanımlanmadı.

Ancak her şey fani.. bir zamanlar İSLAM KÜLTÜRÜ çağdaş bilme temel olacak merdivenleri hazırlamışken şimdi başka kültürler ve coğrafyalar ve kuvvetler dünyanın yeteneklerini ve olanaklarının basamaklarını yükseltiyor ve bundan doğan gücü kullanıyor.

Bin yıl önce AKIL gözünün mana-yı harfi (ar anlamı) ve KALB gözünün mana-yı ismisini (ad anlamı) ayıran İslam Dünyası.. bu ayırımının gerektirdiği ad anlamı ile yapılan bilimsel araştırmayı ve düşünsel karşılaştırmalarını yaparken bunları bir yana bırakarak karanlığa gömüldü.. ne garib dir ki bunun nedenini imamı Gazali’ye bağlarlar.. yanlıştır. Bu olguyu şuna benzetebiliriz.. güneş ışığı bazı (genç) bitkileri yeşertip büyütürken bazı (yaşlı) bitkileri sarartıp çürütür.. İmamı Gazali ve İmamı Nursî’nin ışığı böyledir.. Eğer onların sözleri MANA-YI HARFİYLE Tanrı’nın kutsallığına ve ahiretin sonsuzluğuna duyarlı olan KALB gözünüzü SÜREKLİ aydınlatırken AKIL gözünüz körlenmişse durum bu olacaktır, akıl gözünün uyarlı olduğu MANA-YI İSMİ karanlıkta kalacak ve bilime ve kuvvete ve dünyaya karşı gabileşecektir. Yani sadece kalbiniz çalışacak aklınız işlemediğinden körleşecektir. Bunun tersi dahi gerçekleşir.. çoğu zaman insanlarda.. mana-yı ismiyle eşyaya ve eşhasa ilişkin aklı çalışır ve fakat mana-yı harfiye duyarlı kalbi KÖRLEŞİR.. dine.. imana.. yabancılaşır.. Yaratan’a.. Yaradan’a karşı çıkar.


Din ve ahlak insanlarda köklüdür.. aynı şekilde bilimin ve hikmetin de kökü bulunur. Maalesef insanların çoğu bu iki kökü birlikte götüremiyor. Sağcılar imanı esas alıyor.. usulü ve ilmi bırakıyor. Solcular usulü ve yöntemi ve metodu esas alıyor imanı ve ahlakı geri bırakıyor veya yadsıyor.. üstelik bunun farkında bile olmuyorlar.

Bu bir VELL.. tevekkül ve tevellev sırrıdır.. hem hakka hem halka dönebilmek ve bunu sürdürmek ve korumak bir sınava ve yarış konusudur. Camiler ve mescidlerin mihrabının üstünde yazılan “fe vell vecheke şatra el-mescide el-haram” sırrıyle bir zihin ve şuur; ibadetinde ve namazda ve dinde doğuya (GÜNEYE) dönen yüzünü daha sonra istiane ve zamana ve dünyaya batıya (KUZEYE) döndürür ve namazdan çıkar.



RNK nın altı usul, üstü imandır. Bin yıllık imana ve islama yapılan itiraz ve eleştiri ve soruları yanıtlayan yönü onun İMAN hizmeti tarafıdır.. diğer yanı ise, temel düşünme ve öğrenme yol ve bilgilerini açıklayan USUL hizmeti tarafıdır. Örneğin Daire-i iman ve itikad.. Daire-i imkan ve vucub.. Rububiyet ve ubudiyet daireleri.. risalet ve velayet vecheleri gibi din sırları, dil sırlarıdır…

RNK hizmetinin dört aşaması vardır.. yazıcılar, okuyucular, Yeni Asyacılar ve Zamancılar.. İlk safhası hattı kur’an (Osmanlıcı) ile risalelerin yazılması aşamasıdır. Bu gün hala risaleleri Osmanlıcı yazan ve okuyan bir cemaat vardır. 1928 de başlayıp 1950 de yerleşen yanlışlıkla latin harfleri denilen küresel harflerin üniversite ve basın yoluyla yaygınlaşması karşısında Risaleler 1950 den sonra yeni yazıyla matbua da basılmaya başladı ve böylece okuyucular cemaati ortaya çıktı. Risaleler halk elinden aydınların eline geçtiğinde 1970’lerde Yeni Asya Gazetesi ortaya çıktı. Fahri iman ve Kur’an hizmet olarak halk dershanelerinde yapılan sivil çalışmalar Yeni Asya Gazetesi ile resmi düzeye çıktı.. Daha 1980’lerde legal olarak hizmet yurtları ortaya çıktı ve Zaman Gazetesi ile Yeni Asya arasında rekabet başladı.. 15 Temmuz Darbe Girişimiyle Zaman Gazetesi faaliyetleri illegal hale geldi.. İktidar Zaman Gazete’sini kapattı Yeni Asya’ya dokunmadı.

DOGMA VE PARADİGMA DEĞİŞİMLERİ

Risalenin üç aşaması vardır.. Hakaik-i imaniyeyi neşir.. sünnet-i seniyyeyi ihya.. üçüncüsü ittihad-ı islam.. Buna paralel olarak İmamı Nursi’nin de üç evresi düşünülebilir.. 1910 da başlayan Eski Said.. 1928 de başlayan Yeni said.. 1950 den sonraki üçüncü Said. Bu gün Risale-i Nur Külliyatı kainatı, insanı ve kitabı okumanın ve onları dokumanın YENİ BİR YOL’unu açtığını ve bunun yeni bir YAZILIM olduğunu söylemem beni “deliler” sınıfına sokar. Ancak çağın paradigma söküldüğünde ve bilimin mana-yı ismiye ve hukukun mana-yı harfiye dayandığı ortaya çıktığında bu paradigma değişimi dolayısıyla İmamı Nursî’ye düşmanları bile ona “dâhi” diyecektir.


Askeri savaşın yerine alan ekonomik savaşın ve ekonomik savaşın yerini alan BİLGİ YARIŞININ.. teknoloji (makine) ve ideoloji (zamine) savaşının içinde ortaya çıktığı günümüzde KÜRESEL İKTİDAR nelere gebe.. bilmiyoruz. Bu gün için gördüğümüz.. ülkemizin küresel efendilere karşı çıkmasıdır. Ya da karşı çıkıyor görünmesidir.. Zaten güncel olarak gerçek ve görüntü arasını ayırmak pek mümkün değildir. Ancak gelecekte bu gerçek ve görüntü sorunu çözüldüğünde ortaya çıkacak insanlık, İslamlığın geçmiş bir kanıtı olacaktır. Zaten bir iktidarın üzerinde elli ya da yüz yıl geçmeden onun gerçek tarihini ortaya çıkarmak olası değil.. bu ulusal ya da küresel iktidar olur, fark etmez.


Fakat iktidar garib bir olaydır.. yasa ve yasadışı olanı belirlemenin “ölçütü” oluverir. Eskiden İKTİDAR 200 ulusal devleti yöneten PARTİLERİN elinde idi..2020’den sonra 200 uluslar arası ŞİRKETLERİN eline geçti.. ve bu şirketlerin   ardında bulunan, birisi de Suudiler olan, 22 küresel ailelerin elindedir.. iddiasında bulunuluyor.. bu sav bir komple görülsün görülmesin dünyayı yön veren bir GÜÇ bulunuyor. Bu güç yarın ne hale gelecektir, bilmiyoruz. Fakat bu gün için ülkelerdeki etik ve etnik bölünmelerin.. dini ve milli kökenli çatışmaların.. Müslümanların, Masonların ve Marksistlerin gelenekçi ve yenilikçi kesimlerin çatışmalarının KÜRESEL İKTİDAR TARAFINDAN dizayn edildiği bir manzara görünüyor.

Kim kimin kuyusunu kazıyor bilemiyoruz. Küresel Efendiler Anadolu’yu mu ele geçiriyor yoksa Anadolu’mu dünya’nın beline mi yerleşiyor bilemeyiz.. Şimdi artık rekabet KÜRESEL ve ULUSAL arasında değil küresel ile YEREL arasında.. bunu ancak ANADOLU “yerel”inin gerçeğini kavradığımıza anlayabiliriz. Kavramazsak.. bin yıl burada oturuyorsunuz diye bizi bin yıl daha oturtmazlar. Doğudan batıya.. batıdan doğuya geçen kavimlerin ve milletlerin ve medeniyetlerin köprüsü olan ANADOLU.. beşeriyetin yapısından çıkan medeniyetin inşa ettiği İNSAN binasının temellerinin atıldığı bir yerdir. Genetik yolculuktan anlıyoruz ki Avrupa da insanlar avcı ve toplayıcı iken on bin yıl önce Anadolu tarım kültürüne geçmişti.. buradan Avrupa’ya geçen köylüler oranın insanlarına tarım öğrettiler.. bu bir kültür yolculuğudur.. bunun gibi milletler, medeniyetler, devletler ve imparatorluklar birikim ve kazanımlarıyla birbiri üzerine bine bine ÇAĞDAŞ UYGARLIK bu günkü karmaşık ve hibrit halini aldı.    


300 yıl önce ESKİ İlahi ve semavi ile kitabi ve rasuli dinlerin sahipleri dindarlar.. Museviler.. İseviler ve Muhammediler dünya sorunlarını çözebilselerdi YENİ nasyonal.. kapital ve sosyal dinler çıkmazdı.. Şimdi eskisi ve yenisi de işe yaramıyor.. yani tez ve antitez ile oluşan sentez YENİ bir tez arıyor.. aramaya ve bulmaya açık insanlar   aranıyor.

YBA davasına “DÜŞÜNENLERİ arıyorum ÇÜNKÜ düşünüyorum ARAYANLARI”. sloganıyla başladım. Çünkü düşünenlere ve arayanlara önereceğim hızlı bir anlam sürücüsü ve kolay biri anlatım aygıtı barındıran bir DİL var: YÖNTEM BİLİMSEL ANALİZ. (YBA)

Analitik düzlemin görsel, mantıksal ve metodik kullanımı olan bu yeni dille.. din ve din birlikteliğinden oluşan ANADOLU kültürümüz.. şaha kalkacak.. fakat AT yok ki şaha kalksın.. ya da ŞAH yok ki atı bulsun.. ar (harf) yükü ve ad (isim) yolcusu yüklenen AT’ınızın farkına vardığınız da belki siz bir ŞAH olduğunuzun kadrini bileceksiniz. Kim bilir…

Osmanzya 05.01.2022


     NOT: Kişiler ve olaylarla fazla ilgilenmedim bu meyanda Ziya GÖKALP, Dr Rıza NUR, İsmet İNÖNÜ isimleriyle ilgili hatırat ve kitapları okumadım.. okumakta istemedim.. sanırım bundan sonra da okumam. Bundan sonra burada söyleyeceklerim araştırma değil genel genel kültür olarak biliyorum ki   siyasi olarak birbirleriyle ilişkileri olan, Kazım KARABEKİR, Said NURSİ, Rıza NUR, İsmet İNÖNÜ ve Mustafa KEMAL birbirlerine düşman olarak öldüler. .   Bunlar ülkenin değil kişilerin kendi aralarındaki sorunlarıdır ve bizleri ilgilendirmiyor. Benim ilgilendiğim benim değil “dünya”nın sınavı olarak sorunun nerede olduğunu arayıp çözümünü bulmaktır.

Ancak her bir ismin ülkemin kültürüne islam adına yapılan katkıları bulunuyor. Mustafa KEMAL’in   işbirliği teklif ettiği Said Nursi Kürt.. Kur’an tefsiri yazdırdığı   Elmalı Hamdi Yazır Türk.. Hadis yazdırdığı Ahmed Naim Arap.. Kur’an meali yazdırdığı Mehmet Akif Arnavut idi.. Osmanlıdaki İslam Kültürünün nadide eserleriydi.. Mustafa Kemal de Türk değildi.. bin türk kadar türk milletine hizmet etti.. Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde Anadolu’da GÜÇ onun elinde idi ve hepsini yönlendirme yetkisini elde etti. Ancak bu adamlar Anadolu’yu İnşaa ettiler.. İnsandılar ve Dünya’ya “İnsanlığı” hazırladılar. Ancak gücü elinde tutan içmese de sarhoştur. Nitekim Atatürk’ün son yıllarında güç İsmet İnönü’nün eline geçti.. İnönü’nün milli eğitim bakana Hasan Ali Yücel Şerî olmayan Hürriyeti şaha kaldırdı.. Belki Osmanlı’da hürriyet-i şerî kalmamıştı.

Kur’an-ı Mu’ciz-ül-Beyan’ın etkisi mana ve tefekkür dünyasında 400 yıl durdurulmuştu.. Çünkü orada hangi cümlenin hangi kelimede büyük harfle başladığı hangi cümlede nokta ile sonlandığı 400 yüz yıl önce İmamı Sacevendi tarafından saptanmış ve bir daha böyle bir çalışma yapılmamıştı.. yani Müslüman Kitabın sadece okuma sevabı ve ahiret hazırlığı ile ilgilendiler ve ilme ve kuvvete ve dünyaya dönük yönüne hiç bakmadılar. Dünyası ve kuvveti ve ilmi olmayanın da burada hakimiyeti ve hürriyeti bulunmaz. Sadece başkasına kafir, münafık ve zındık diye kaviye TRİP atar. Zaten zayıf kaviye ya striptiz yapar ya da trip atar.. kavi de kuvvetle sarhoş olup ya kendine ya başkasını zulm eder ya da hem kendine hem başkasına haksızlık eder. Bu homos’un patos’udur.. aynen kosmos’un kaosu gibi. Kavi ve zaıf (erkek-kadın, patron-işçi, amir-memur, standart-patent, gelenek-yenilik) arasındaki krallık ve kölelik ilişkilerden DÜZEN doğar.. düzenin de bir köylünün Ecevit’e dediği gibi nizam değişir lakin düzen ve düzülen mizanı değişmez.    

Derler ki tarım devriminden sonraki sanayi devrimini ve kapitalizmi ve kuvvet ortaya çıkaran   Max Weberin Protestan Ahlakıdır. Başka bir alman ekonomisti ise uygarlığı fahişelerin ortaya çıkardığını söyler.. çünkü kötü kadınların istediği lüksü sağlamak için erkekler para peşinde koşar. Bana sorarsanız uygarlığı ve gelişmeyi ortada çıkaran ana babanın evladını daha ileriye götürmesi için yetiştirmesi ve eğitmesidir. Düzen’in sürmesi için sürekli çıkan sorunların sürekli çıkarılan çözümlerle giderilmesi gerekir.

ÇÖZÜM bireysel, toplumsal, ulusal, yerel ve küresel çapta olabilir, fark etmez. O alanın sorumlusu kimse bu işi o yapacaktır. Benim alanımda bireysel alanda ve zihinsel çapta sorunu saptamak ve çözüm sunmaktır. SORUN: dilin kötü ve kötüye kullanılmasıdır. ÇÖZÜM ise yaşamın bir yarışı ve dinin sınavı olup bu da   savaş ve barışa çözümü ve kolaylığı getirecek mal ve hizmet üretiminin kaliteli yapılmasıdır. Bu arada bu işi yaparken erdem ve yetkinliğin meşru ve makul, makbul ve muhkem bir surette sergilerken kendi samimi ve ciddi bulunarak insanlığını kazanmak ve safi ve halis olarak insanlığının İslamlığını kurtarmaktır.

Bu anlatımımın oldukça genel ve tümel ve evrensel olduğunu da ve hiç bir kimseye somut ve belirli bir yol göstermediğini de biliyorum. Zaten meramımda bu kimsenin işine karışmayarak ona olabildiğince özgür bir alan bırakmak.. kimsenin mürşidi ve rehberi ve peygamberi olmamaya özen göstermektir. Umarım başarılı olmuşumdur.

Bilgi, saygı, sevgi ve sağlıcakla kalınız.


Mustafa BUĞUÇAM










IP
Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums version 8.03
Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide
Türkçe Çeviri : Nuri Cengiz
Tasarım & Düzenleme : BeyazSeytan
WebWizTurk