Anasayfa | Işımalar | Osman Ziya | İfade -i Meram | Yöntem Bilim | İnsan Bilim | Din-Fen | BTÖ | Yazılar | E-Posta |

  Aktif KullanıcılarAktif Kullanıcılar  Aktif KonularAktif Konular  Forum Üyelerini GösterÜye Listesi  TakvimTakvim  Forumu AraArama  YardımYardım  SkinsSkins
  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş
Dünya
 YöntemBilim Forumu | Genel | Dünya
Mesaj icon Konu: dedi.. dedim... Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Yazar Mesaj
osmanziya
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 12-Temmuz-2010
Gönderilenler: 1757

Hak Puan : 5
Kidem : 6
OrtalamaHak : % 50
Irtibar :2

Alıntı osmanziya Cevaplabullet Konu: dedi.. dedim...
    Gönderim Zamanı: 03-Ocak-2022 Saat 13:25

 

 

 

 

DEDİ

Kızım, meleğim, canım, biricik nurtenim. Sen nekadar büyük oldun böyle, yıllar seninle ne çabuk geçti gitti. Ama canım kızım, annenin gözünde sen her zaman küçücük bir bebeksin, hâlâ. Yeni yaşında mutluluk ve sağlık diliyorum. Seni çok seviyorum.

 

DEDİM

İşte önemli olan... bebeğinin gün geçtikçe onun büyüdüğünü.. kimlik ve kişiliği yetiştiğini.. yetenek ve başarıyla bireyselleştiğini.. ayrı bir KİŞİ olduğunu ve sevgiden ziyade saygıyı hakkettiğini bilmektir. Eskisi gibi sahiplik ve korumadan çok dilediği gibi hareket edebileceğini anlamaktır. Bunun da büyüğüne karşı bir saygısızlık olmadığını fark etmektir.

DEDİ

Elhamdülillah. İslâmî konseptte, kadın-erkek karma olmayan ortamlarda İslâmî umdeler ışığında bilimsel çalışmaların yapılacağı bir üniversite kurmak için esaslı adımlar attık.

Rabbim imkan verirse; temizlik personelinden akademisyenine kadar tüm kadrosunun mütesettir hanımlardan oluştuğu bir vakıf üniversitesi kuracağız.

Aynı zamanda helal ilaç üretimi için ar-ge çalışabilecek bir kadro hedefliyoruz.

Domuz intestinal mukozasından türetilen heparin benzil ester türevi antikoagülanları sığır akciğerinden fıkhî kaidelere uygun üretmek gâyesindeyiz.

İmam Gazali'ye ayyaş diyen oksidentalist/mealist ilahiyatçıların koridoruna dahi yaklaşamayacağı bir üniversite.

1- Faaliyetlere legalite kazandırmak için bir dernek kurduk. Endülüs Medeniyeti İnsani Yardım ve Eğitim Derneği; web sitesi hazırlanıyor.

2- Yirmi bini geçkin bir kitleye ulaştık, 80 bin liralık mimarî konsept projelendirilmeye imza attık.

3- Yüz yirmi bin lira civarında meblağ topladık arsanın peşinatı için.

4- Yaklaşık 60 bin Tweetle TT olup Türkiye gündeminde 1.sırada Twitter'ı salladık İslâm'ın kızları ve ümmetin erkekleri olarak.

Facebook'a dönüş sebebim de bu üniversite idealini her platformda haykırma gerekliliği.

Yetmedi mi artık üç asırlık tedennî, bir asırlık teennî?

Artık slogan atıp, hamaset kasmaktan öteye varıp "Kahrolsun!" edebiyatından level atlama zamanı değil midir?

Biz İslâm'ın kızları olarak karma olmayan bir üniversite istiyoruz. Ama bi farkla; bu sefer sadece istemiyoruz. Aynı zamanda da açacağız biiznillah.

 

DEDİM

Bu kadar güzel laflardan sonra o kadar iyi bilgi ve yararlı çözüm üretmenizi de temenni ederim. Yalnız hatırlatayım.. haremlik ve selamlık konusunda iyi bir araştırma yaptınız mı ? Çünkü erkeği ve kadını fazla yaklaştırmakta iyi değildir fazla uzaklaştırmakta.. orta yol en iyisi.. zaten insan gözüne ve gönlüne hakim olmaya öğrendikten sonra fazla bir sorun çıkmıyor...

 

DEDİ

 

Bir gün gecikmeyle de olsa kutlarım hem okuru hem de yazarı olarak bilimkurgu benim için sadece zevk değildir, yaşamı algılama biçimidir de. Ufuk açar, şimdiyi anlamaya ve benimsemeye katkısı olur, devran yalnızca bir kişinin hayatı (süresi ve içeriği ile)ile tahayyül edilemez.

Ve iyi ki doğdun #asimov usta

O bir ateist, hümanist ve rasyonalistti; başkalarının dinî görüşlerine müdahale etmemiş, ancak kendini gerçek bilim gibi göstermeye çalışan batıl ve sözde-bilimsel görüşlere de şiddetle karşı çıkmıştı.

Zaten bu uçsuz bucaksız evrende hemşehricilik oynamaya ne gerek var, biliyorum bu sınırsızlık biz insanları bu boyutta tedirgin eder. Gelin, üzerinde durmayıp hayal, bilim ve masal üçlü dolanıklığına geçit verelim, ne olacaksa olsun pek kıymetli birader ve hemşirelerim

 

DEDİM

Dil ve din bileşenlerinden oluşan kültürde.. bu gün gelinen durum ortak bir dil ve müşterek bir din kökünün bulunmamasıdır.. bu aranmadığından olabilir mi ? Yoksa neyin bilim ve bilimcilik.. neyin din ve dincilik olduğu belli olmuyor.

 

DEMİŞ BEŞ YIL ÖNCE

GAZİ'Yİ TERK EDEN MEÇHUL SEVGİLİ!

Adı; Rafet Süreya Iris Worley. 1926'dan 1927'ye kadar Atatürk'ün sevgilisi olduğunu iddia etti İşte Süreya Hanım'ın anılarından süzülen, hafızalardan silinmeyecek hikayesi....

Hayatının son yıllarını İstanbul'da yaşadı. Bir apartman dairesinde, üzerine tek tek şeffaf naylonlar geçirilmiş eşyaların doldurduğu salonunda Atatürk ve gençlik fotoğrafının yan yana asıldığı duvara dayanmış bir koltukta, anılarıyla dertleşerek... İşte Rafet Süreya Hanım'ın 89 yaşındayken anlattığı o 'meçhul sevgili' yılları ve hayatı...

Oteline davet etti

11 yıl Berlin'de müzik eğitimi gören, Almanca adıyla 'Zeugnis Des Sternschen Konservatoriums der Musik'in Berlin'den diploma alan Rafet Süreyya Hanım, Türkiye'ye geliş hikayesinden şöyle bahsediyor: "Berlin'deki Türk talebeleri olarak parasız kaldık. İstanbul'a geldik. Maarif'e gittim. Dediler ki, Ankara'ya gitmeye mecbursunuz. Maarif vekili çok iyiydi, yardım etti..." Meçhul sevgilinin, Atatürk ile karşılaşmalarına neden olan tesadüf ise Ankara'da gerçekleşiyor: "Gazi dışarı çıkmış, Meclis-i Mebusan'a gidiyor. Ben de otelden, talebelerle geldim. Maarif vekili ile görüşeceğim. Gazi'yi gördüğüm gibi yanına gittim, şaşırdı. Resim var yanımda. Bizim beraber resmimiz var." Rafet Süreyya Hanım, Gazi'nin fotoğrafını imzalarken çekilen resmi büyük bir titizlikle saklıyor. İkiye kırılmış bu fotoğraf, ikisinin karşılaştıkları ilk tesadüfi anın, tesadüfi belgesi... Bu karşılaşmayı bir gün sonranın gelişmeleri izliyor: "Nerdedir bu, demiş. Demişler ki, talebedir. Ankara'da otelde bekliyor. Gece otomobilini yolladı. Beni davet etti. Öylelikle işte. Artık beni koyvermedi, bitti."

Liderin kadını...

Rafet Süreya Hanım'ın 'bitti'den kastı, Atatürk'le 1926'dan 1927'ye kadar süren 1 yıllık beraberliği yüzünden askıya aldığı talebeliği ve alıştığı Avrupa hayatı. Başlayan ise genç bir ülkenin, dünyanın gözlerinin üstünde olduğu lideriyle birlikte yaşayan kadın olarak bambaşka bir şey... Meçhul sevgili o dönemlerden şöyle bahsediyor: "Çok sevdi ama, kıskanan, karışan çok oldu. Birlikte masada oturuyoruz. Kimisi diyor ki, 'aman evlenme sen bununla'. Ben Avrupa'da yetiştiğim için öyle evlenme düşüncelerim yoktu. Ben 22-23 yaşındaydım. Latife Hanım'dan da uzaktı. Bizimki 1926'dan 1927'ye kadar sürdü. Ben düşünmezdim ama, etrafındakiler düşünüyor, söylüyorlar. Sakın evlenme! Latife Hanım'la da bozulmuştu ya. O zavallı kadın çok çekti..." Rafet Süreya Hanım, "Beni çok sevdi, çok kıskandılar, düşman oldular" diye anlattığı anılarına devam ediyor: "Bir tanesi Afet'ti. Tabii dehşetli kıskanıyor. Bir ay evvel onunla birlikteymiş. Beni gördüğü an bıraktı. Gayet tabii, kıskanıyor değil mi ya?"Atatürk ile yaşadığı beraberliği sırasında etrafında ne kadar çok kadın olduğuna dair hatıralar canlanıyor meçhul sevgilinin aklında. Yalnızca bunlar da değil, önce Ankara'da "Çankaya pek güzel bir yer değildi" diye tarif ettiği evde oturdukları, sonra Atatürk'ün kendisini İzmir'e götürdüğü ve tarihle çakışan anıları da: "Onun 3 tane defteri vardı. Fransızca, kendisinin yazdığı. Katibi Tevfik Bey'e 'oku' derdi. O, Fransızca bilmezdi. Bana verirdi, 'bak görüyor musun, ne güzel okudu' derdi. İşte kıskançlık çıkardı dehşetli."

"Beni çok ağlattı"

"İzmir'e gittiğimiz vakitte, yolda öldürmek istemişler. Hemen büyük mahkeme oldu. Büyük paşaları İstanbul'dan getirdiler, mahkemeye çektiler. İzmir'de beni okula yerleştirdi. O, 'filanca işim var' diyor. 'Dönüşte seni alırım' dedi." Rafet Süreya Hanım, "Atatürk'ü sevdiniz mi?" sorusunu şöyle yanıtlıyor: "İyi, ama beni ağlattı. Gelen arkadaşları durmadan masada kavga ederdi. Yalnız bir sefer yanımda Bu, seni öldürür' dediler. Benmişim öldürecek olan! Kalktı, el çantamın içine bakıyor. 'Sakın beni öldürme, bende revolver var' dediğinde benim için bitmişti. Başladım ağlamaya, dehşet ağlamaya. Gönder beni Avrupa'ya, burada durmak istemiyorum, diye kalktım. Birden gece saat dörtte yatmışız, sabahleyin telefon geliyor; 'Süreya Hanım mahkemeye'. 'Ne mahkemesi, ne diye?' Kalktım, giyindim. Arabasıyla beni zaptiye vekaletine götürdüler. İki kişi demiş ki, 'o yabancıdır, Almanya'dan geldi, belki Gazi'yi öldürür'. Öyle şey söylenir mi? Ankara'da oldu bunların hepsi. Böyle olunca, 'istemem ben' dedim, 'kalmam burada'. Ağlıyorum. Sonra birisini yanına aldı. 'Beni illaki göndersin', dedim. İsmet Paşa, beni çok barıştırmak istedi. Ben Avrupa'da yetiştiğim için öyle alaturka şeylere alışamıyorum. 'Sen beni öldürürsün', dediği an bana çok ağır geldi." Rafet Süreya Hanım, güzel anılarını ise, "Güzel vakitler var ama, o da akşamları ancak. Çok dans ederdi. İki orkestra vardı, biri Türk. Yemek odasında durmadan onlara çaldırırdı. Evde. Baloya giderdik. Benimle dans ederdi. Tango, vals..." Atatürk'le yaşadığı bir yılın hatıralarını anlatırken kendisine daha sonra Worley soyadını veren İngiliz eşini hatırlayan Rafet Süreya Hanım, "Gazi'den önemliydi. Ruhtan anlardı, merhametli, çok hisliydi, şefkatliydi" diye o günleri anlatıyor. Atatürk'le geçirdiği yıllarda böyle duygular yaşamadığını söylüyor. Böyle küskün ve kızgın anlarından birinde çekip gitmeye karar veriyor Rafet Süreya Hanım: "O vakitte müdire haber verdi. 'Çabuk Süreya gelsin', diye Bekir Çavuş'u yollamış. Araba gelmiş. Dedim ki, 'burada yokum'. Gençlik işte, oradan (İzmir'den) Fransız vapuruna bindim, Paris'e gittim. Olmuyordu. İşte böyle Paris'e gittim. Sefarethaneye haber yollamış, 'Süreya dönsün' diye. 'Dönmem, üniversiteye gideceğim' dedim."

Ata'yı terk etti

Meçhul sevgili, söylediğini de yapmış. Bir daha dönmemiş ve Atatürk'ü terk eden kadın olarak bir başka hayata başlamış. 2 yıl felsefe okuduktan sonra üniversiteyi bırakmış ama, Chatelet adındaki dans mektebinde müziğin ve dansın dünyasına yeniden dönmüş. Hamburg'da, Beyrut'ta dans etmiş. "Dört kız, bir orkestra, çok lüks seyahatler yaptık" dediği yeni hayatında başka bir erkekle, 20 yıl evli kalacağı George Worley ile tanışmış. Büyük bir petrol şirketinin Irak'taki 'müdür-ü umumisi' olan Worley ona, hayatının en güzel anıları olarak hatırladığı yılları yaşatmış. Basra'da lüks içinde yaşamışlar. Çocuk sahibi olmak istememiş. Kocasının ölümünden sonra birkaç yılını İngiltere'de geçiren Rafet Süreya Iris Worley, 1959'dan sonraki hayatını, son günlerini İstanbul'da yaşlılık ve yalnızlıkla tek başına geçirdi. (Aktüel dergisi, 1991)

 

BENDE DEMİŞİM

Zenginin malı züğürdün çenesini yorar derler.. kuvvetli ve kudretli olanların hakka uymadığı ve hakikatı gizlediği sürekli tekrarlanan bir gerçek.. ancak liderlerin kişisel yaşamlarının toplumsal etkileri de buyük oluyor. Atatürkün kişisel yaşamı dışında BİLİM ve HUKUK alanında öyle toplumsal etkileri olmuş ki İslam Dünyası gelecekte onun olumlu sonuçlarıyla karşılaştığında.. kamil bir laiklik ve faziletli bir demokrasiyi sağladığında bunu daha iyi anlayacak.. benim dünyamda İmamı NURSİ ile M.K.ATATÜRK birlikte yer alır.. biri ülkenin yazılımını değiştirdi diğeri donanımını.. her ne kadar sağlıklarında birbirlerine karşı amansız bir mücadele vermiş olsalar da.. Ancak şu da bir gerçek ki bu yüzden tiranlar ve despotların yıktıkları dünyada nebilerin ve dahilerin yaptıkları dünya.. ile karşı karşıyayız.. yaşam hayatı destekleyen mikroplarla yaşamı köstekleyen mikropların bir dengesi değil mi ? Garip bir çelişki ile ahiret için çalışan nebilerin dünyayı ayakta tutmaya çalışmaları ile dünya için çalışan tiranların ahirete adam hazırlamaları.. bana çok anlamlı geliyor ve Yaratanın mülkünde geceden gündüzü gündüzden geceyi çıkarması san'atını gösteriyor. Allahü Ekber. Allah bizim ve siz akibet ve ahiretinizi iyi ve güzel etsin. Amin.

 

(beş yıl sonra ATÜTÜRK ve BEDİUZZAMAN diye bir yaz hazırladım.. nurcu ve Kemalist  ve sair hiçbir cenahtan ses getirmedi acaba neden ?)

 

http://www.yontembilim.com/forum/forum_posts.asp?TID=1764&PN=1&fbclid=IwAR0H87aoQPaC2IP3Vd8FYc2u1zJlZ7mfEraErGQN5-BvsPZ2XIJNJMSnfZo

TOLTSOY modern insanın  sürdürdüğü hayatın özetini çıkarmış ve demiş: “Yiyordu içiyordu uyuyordu uyanıyordu ama yaşamıyordu.”

Ancak üstadlara yakışır bir söz.. çünkü yaşamak için gereksinimi aşmak gerekiyor... Peki bu nasıl olacak ? Elbette kolay olmayacak.. olsaydı.. yaşam araç haline gelirdi.. amaç değil.  

 


 

 

 

 

 

 



Düzenleyen osmanziya - 03-Ocak-2022 Saat 13:37
IP
Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums version 8.03
Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide
Türkçe Çeviri : Nuri Cengiz
Tasarım & Düzenleme : BeyazSeytan
WebWizTurk