Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat

muaviyenin amel defteri

Nereden Yazdırıldığı: YöntemBilim Forumu
Kategori: Diğer
Forum Adı: Din
Forum Tanımlaması: Diğer Paylaşımlarınız
URL: http://www.yontembilim.com/forum/forum_posts.asp?TID=2998
Tarih: 21-Nisan-2026 Saat 03:57
Program Versiyonu: Web Wiz Forums 8.03 - http://www.webwizforums.com


Konu: muaviyenin amel defteri
Mesajı Yazan: osmanziya
Konu: muaviyenin amel defteri
Mesaj Tarihi: 20-Nisan-2026 Saat 19:37
MUAVİYE’NİN AMEL DEFTERİ
Bu yazıda Muaviye’nin cürümler bölümündeki amel defterine bakmaya çalışacağız. Şu var ki, Muaviye’ye isnad edilen cürümlerin a. Sahiden onun tarafından işlenip işlenmediğinin sahih bilgilerle tespit edilmesi, b. “El cezaü min cins’il amel” kuralınca her cürmün (suç ve günahın) kendine özgü ceza miktarı ve niteliğiyle değerlendirilmesi gerekir.
Muaviye’nin “amel defteri” kapandığından suçun tespiti, cezanın takdiri ve infazı Allah’a ve Ahiret Günü’ne kalmış bulunmaktadır. Biz, bu cürümlerin bize nasıl tarihsel bir miras bıraktığı ve bugünkü İslam dünyasının sosyo-politik ve ahlaki tutumu üzerinde ne türden bir etkiye sahip olduğu konusuyla ilgiliyiz.
Kullandığım terminolojide maddi suç ve manevi günahı “cürüm” kavramıyla ifade ettiğimden, Muaviye’nin aşağıda sıralayacağım 15 cürmünden yerine göre bir kısmı müeyyidesi dünyevi ve maddi suçlar, bir kısmı manevi/ahlaki günahlar kategorisine girer.
1. Saray ve debdebe: Muaviye aristokrat bir aileden gelmeydi, zenginliği, gösterişi, yani Kur’an-ı Kerim’in kınadığı tefahuru ve tekasürü (Hadid, 20; Tekasür, 1) severdi. Daha Hz. Ömer zamanında bile gösteriş ve debdebeli hayatı dikkat çekmişti, hatta bir keresinde Şam’ı ziyaret eden Hz. Ömer, “Bakıyorum, Bizans meliklerine benzemişsin” deyince, “Ey Mü’minlerin Emiri, ben sınırda görev yapıyorum, Bizans’a karşı itibarımızı koruyorum,” mealinde savunma yapmıştı. Saray kültürünü Bizans’tan ilk ithal eden Muaviye olmuştur, sonraları Abbasiler, Safeviler, Osmanlılar İran ve Mısır saraylarını ekleyip bu kültürü devam ettirdiler.
2. Ebuzer el Gıfari’nin muhalefeti: Bu durum tahmin edileceği gibi ilk nesil Müslümanların hoşuna gitmez ve içlerinde bu konularda tavizsiz Ebuzer el Gifari’nin yüksek sesle itirazına ve muhalefetine yol açar. Ebuzer, Muaviye’ye iki noktada itiraz eder:
a) Asırlar sonra ortaya çıkacak kapitalizmin ilk nüvesi olan “Kenz”e karşı çıkması. Kenz altın ve gümüşün üst üste biriktirilmesi, servet ve tekasür sevgisi. Muaviye, ilgili ayetin (Tevbe, 34-35) gayrımüslimler için indiğini söylese de Ebuzer bunun Müslümanlar için de hüküm taşıdığını söyler. (Geniş bilgi için bkz. Ali Bulaç, Kur’an Dersleri/Tefsir, III, 513-517; Ali Bulaç, “Modern İktisadın Ruhu Kenz”, The Turkish Post 1-2, 01-04. 06. 2025)
b) Ebuzer Muaviye’nin saray inşa etmesine karşı çıkar ve yüzüne şöyle der: “Sarayda yaşamak haramdır. Eğer sarayı Beytülmal’den yaptırmışsan haram iş işlemişsin, kendi cebinden yaptırmışsan yine israf olduğundan haramdır.”
Muhalefet ve itirazlar durmayınca Muaviye, Ebuzer’i Hz. Osman’a şikayet eder. Bunun üzerine Halife Osman, Ebuzer’i başkente çağırır, onu Rebeze denen çöle sürgün eder. Hz. Osman’ın yapması gereken şey, Ebuzer gibi dev bir sahabiyi haklı bulup saray ve gösteriş kültürünü İslam’a sokan Muaviye’yi uyarması veya en doğrusu görevden almasıydı. Ebuzer, sürgün yeri çölde karısıyla yalnız başına vefat eder, cenazesini kaldıracak kimse bulunmaz, tesadüfen geçen bir kervan onu tanır, hayıflanarak defnederler.
3. Kan davası peşinde koşması – Cahili kabile asabiyeti: Hz. Peygamber, İslamiyet’i bir sosyo-politik model olarak hayata geçirmek isterken Arapların kadim kabile geleneği ve “mevali” kurumundan istifade etti. Kabile geleneği çift kutuplu bir sosyal yapıdır. Hz. Peygamber, kabilelerin nesep asabiyetini terk edip sebep asabiyeti (yüksek ahlaki hayat, adalet ve iyilik amaçlı dayanışma) üzerinde bir araya gelmelerini istiyordu. Kabile pratiğinde;
a) Suçlular korunur, kan bedelleri ödenir,
b) Kan davası güdülür,
c) Çapulculuk, yağma, baskın kabile gelirinin belli başla kaynakları arasında yer alırdı.
Hz. Peygamber (s.a.), bunları toplumsal hayattan işlevsiz hale getirmek istiyordu. “Suçlular korunmaz” ilkesini getirdi ama diyet ödemeyi devam ettirdi, kan davalarını, çapulculuğu ve yağmayı yasakladı.
Ama pek de kolay olmayacaktı. Çünkü derin bir geçmişe ve köklü duygu ve hatıralara dayalı kabile asabiyetinin tekrar uyanması, birliği ve ekonomik/maddi kaynakların belli ölçüler dahilinde adaletlice bölüştürülmesi ilkesinin terkedilip tekrar yağma ve çapulculuğa, kan davalarına dönülmesi tehdidi bütünüyle sona ermiş değildi.
Hz. Peygamber, muazzam bir iş başarmıştı, kabileleri isimleri ve unvanlarıyla tek tek zikrederek Medine Sözleşmesi’nin kurucu aktörleri kıldı (Md. 1-24), merkezi bir kamu otoritesi oluşturdu, çöl hayatı yaşayan insanları Medinetü’n Nebi’de medenileştirmeye çalıştı.
Hz. Osman’ın katliyle Muaviye, “Ali katilleri koruyor”, hatta kendisi asli faillerdendir imasında bulunarak kabile hamiyetine kalkıştı. Osman’ın kanlı gömleğini mızraklara asarak şehir şehir dolaştırdı, aşiret ve topluluklarda cahiliyeden kalma kan davası duygularını tahrik edip intikam duygularını alevlendirdi.
4. Haksız suçlamalar: Geliştirdiği söyleme göre Ali, Osman’ın katillerini koruyor, kısas hükmünü yerine getirmiyordu. Muaviye, Osman’ın kanına sahip çıkmak suretiyle artık “lider benim” mesajını veriyordu. Kadim kabile geleneğine göre, birinin kanına sahip çıkıp kan davası güden o kabilenin liderliğine aday olmuş demektir, kabile bileşenlerinin tümü onun etrafında toplanmalıdır. Ali’nin yönetiminde –Hz. Osman’ınınki gibi- diledikleri tasarrufta bulunmayacağını düşünen eşrafa, görevden alınma korkusu içindeki valilere mektuplar yazarak kendisi halife olursa onları taltif edeceğini vadinde bulunuyor, onları satın alıyordu. Hz. Ali’nin kardeşi Akil’i bu amaçla ordu komutanı yaptı.
5. Meşru kamu otoritesine isyan (baği): Şüphesiz meşru halife Hz. Ali’ydi. Seçimle iş başına gelmiş, biat almıştı. Muaviye ise Ali’nin valisiydi, Ali’nin halifeliğini tanımıyordu. Bizim tarihte gelişen fıkhımıza göre, meşru halifeye başkaldıran, silah kullanan kişi ve kişiler bağiydir. İmam Şafii’ye göre de Muaviye bağiy idi. Bağî fıkıhta mücerret bir hüküm değildir, bağyedenin Müslüman ve gayrımüslim olması fark etmez. Hz. Ebu Bekir’e göre, merkezi otoriteye silahla başkaldıranlar, Müslüman olduklarını beyan ettikleri halde zekat (vergi) vermeyi reddedenler de mürteddirler, mürtedlere karşı savaşılır. Hz. Ömer “La-lilahe illallah deseler de mi”, diye itiraz etmişse de Hz. Ebubekir’in içtihadına uymuştur. Kişisel din değiştirene silah (şiddet ve terör) kullanmadığı müddetçe dokunulmaz, temel hakları ihlal edilmez. Bağinin meşru Halifeye silah kullanıp başkaldırması büyük hukuk ihlali olduğundan, Halifenin onunla savaşması görevidir. Bu hükme göre, meşru otoriteye silahla baş kaldırdığından Muaviye bağiy idi. Eğer Şeyheyn zamanında isyan etseydi, her ikisi ona karşı mürted olarak savaş açarlardı.
6. Kur’an ayetlerinin istismarı: Sıffin savaşının en kritik anında Arap dâhilerinden Amr bin As’ın önerisiyle Muaviye Kur’an ayetlerini mızrakların ucuna taktırdı, böylelikle tam yenilecekken, durumu lehine çevirdi. Amr bin As, dahi seviyesinde zeki idi ama akıllı değildi, akıllı olsaydı seçimle işbaşına gelen Ali’ye itaat eder, bir baği ve isyancıya hizmet etmezdi. Bu, tarihte Kur’an-ı Kerim’in, gayrımeşru siyasi amaçlarla istismar edildiği ilk örnektir.
7. Ammar bin Yasir’in ölümünden sorumlu tutulması: Ammar bin Yasir, Sıffin savaşında hayatını kaybetti, hakkında Hz. Peygamber’in şöyle dediği rivayet edilir: “Ammar’ı asi ve baği bir topluluk öldürecek”. (Mustafa Fayda, Ammar bin Yasir, DİA.) Bu hadis kendisine hatırlatıldığında Muaviye’nin savunması şöyle olur: “Biz Ammar’ı öldürmedik, öldüren Ali’dir. O bize karşı savaşmasaydı Ammar öldürülmezdi. Ali, Ammar’ı getirip kılıçlarımızın önüne attı.” Bu boş polemiğe Hz. Ali şöyle cevap verir: “Bu muhakemeye göre Hamza’yı da Peygamber mi öldürdü?” Muaviye, daha savaş başlamadan önce Şebes’in “Ey Muaviye, eline imkan geçse Ammar’ı da öldürecek misin?” sorması üzerine şöyle der: “Neden öldürmeyeyim, Vallahi değil Osman için, Osman’ın kölesi Natil için bile öldürürüm.” (Taberi, Tarih, V, 12.) Muaviye’ye göre Osman’ın kölesi bile Ammar’dan değerlidir. Ammar, ilk Müslümanlardan olup annesi (Sümeyye binti Hayat) ve babası (Yasir) şehit olan (m. 615) önemli bir sahabedir. 93 yaşında iken şehit edilmiştir.
8. Hilafet’ten Saltanat’a: Rızaya ve seçime dayalı sistemin Hilafetten saltanata kalbedilmesi İslam tarihinin maruz kaldığı en büyük musibettir. 1850’den beri İslamcılar, İslam’da ilk büyük sapmanın siyasi sistemdeki bu sapma olduğunu savunurlar. Bu büyük günah ve sapmanın faili hiç şüphesiz Muaviye’dir.
9. Muaviye siyaseti: Zer-o zor o tezvir: Muaviye’ye göre rakibin her ne suret, yol ve araçla bertaraf edilmesi esas olduğundan, siyasette aslolan başarıdır, sonuca giden her yol mübahtır. Yöntem şudur: Sözün geçtiği yerde söz (yalan, iftira, itibarsızlaştırma, karalama, tezvirat), paranın geçtiği yerde para (zer/altın), her ikisinin geçmediği yerde kılıç (zor). Muaviye her üç yolu da ‘başarıyla’ kullanmış, bu yöntemle h. 41-60/m.661-680 arası 19 yıl 3 ay hüküm sürmüştür.
10. Hz. Hasan’ın öldürülmesinde azmettirici olması: Baskın bir kanaate göre, Muaviye, yaptıkları anlaşmaya uymadığından Hz. Hasan’ın ona itiraz edip başkaldıracağını düşünmüş, karısı Ca’de bintü’l Eş’as el Kays el Kindi’yi kullanarak onu zehirlemiştir. Bu iddiayı kuvvetlendiren husus, Hz. Hasan’ı zehirleyen kadının Muaviye tarafından oğlu Yezid’le evlendirilip ödüllendirilmesidir.
11. Hz. Ali’ye ve Ehl-i beyt’e hutbelerde lanet okutturması: Bu tarihen sabit bir cürümdür. Muaviye, her Cuma hutbesinde Hz. Ali’ye lanet okutturuyor, okumayanları cezalandırıyordu. Aşağıda aktaracağımız Hucr bin Adi olayı bunun somut, dramatik delilidir.
13. Hucr bin Adiy’e verdiği ölüm cezası: Hutbelerde Hz. Ali’ye lanet okutmayı reddettiği için Muaviye’nin Hucr bin Adiy’in ölüm emrini verdi. Kefe’den Şam’a elleri ve ayakları zincirli olarak Muaviye’nin huzuruna getirtilen Hucr, iki rekat namaz kılmak istemiş, ama öldürülürken elleri ve ayaklarının çözülmesini istememiştir. Aslında Hucr, Muaviye’nin hilafetini kabul etmişti, ancak hutbelerde Ali’ye lanet edilmesine karşı çıkıyor, bunu yapanlara bazan küçük çakıl taşları atıyordu. (Taberi, Muaviye’nin emriyle gerçekleştirilen bu trajik olayı geniş olarak anlatır. Bkz. Taberi, Tarih, V, 268-274.) Bu elim cinayetleri tolere edenler, “Zarar-ı ammı def’etmek için zarar-ı has tercih edilir” ilkesine sığınırlar. Bu yetmiyormuş gibi Osmanlı’daki kardeş katlini, kundaktaki bebeği katletmeyi de tecviz ederler.
13. Semure bin Cendeb olayı: Tarih kitaplarında yer alan bazı iddialara göre, Muaviye, Semure bin Cendeb’e Bakara suresi 204, 205, 206. ayetleri Ali aleyhide yorumlasın diye 400 bin dirhem vermiştir. Bu Kur’ani anlamın tahrifatına göre 204, 205 ve 206. ayetler Ali, 207. ayet ise onu şehid eden İbn Mülcem hakkındadır. İbn Ebi’l Hadid, bunu Ebu Ca’fer el İskafi’den nakleder. Şii eğilimleri güçlü İbn Ebi’l Hadid, muteber Sünni kaynaklarda güvenilir bulunmadığından söz konusu nakil şüpheyle karşılanmıştır. Referans verdiği Bağdat ekolüne mensup Mutezili Ebu Ca’fer el İskafi ise Şii olmadığı halde Muaviye’yi hadis uydurmakla itham etmektedir. (Hikmet Gültekin-Abdullah Çimen, “Semure bin Cendeb ve Hakkındaki Eleştiriler”, İnsan ve Topum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, Cilt: 7, Sayı: 3, 2018, s. 2080-2102). Semure, sonraları pişman olup şunları söyler: “Allah Muaviye’ye lanet etsin, ona 4 bin dinara yaptığım hizmeti Allah’a yapsaydım beni cennetine koyardı.”
14. Yezid’in veliaht tayin edilmesi: Muaviye, Bizans ve Sasanileri takip ederek, sarhoş, binamaz, ilkesiz, sefih oğlu Yezid’i veliaht tayin etti, İslami sistemi tersine çevirdi. Yezid’i yöneten de kendi aklı değil, hırslarını ve korkularını iyi kullanan “Beni Ümeyye derin devleti”ydi.
15. Şeytani zekanın Rahmani takvaya galibiyeti: Muaviye iktidar hırsı ve kabile asabiyetinin derin etkisinde Hz. Ali gibi mümtaz bir sahabeye isyan etti, haksız yere ve bir baği olarak kan dökülmesine sebep oldu. Oysa Hz. Ali’nin ne kadar değerli bir zat olduğunu biliyordu.
a) Hz. Ömer, onun hakkında, “Ali en faziletlimizdir” demişti. Başkalarıyla ihtilafa düştüğünde Ali’yi hakem-hakim kabul eder, ona müracaat ederdi. Ömer nazarında Ali, Şeriat’tı.
b) Ahlaki normlara ve hukuka sıkı sıkıya bağlı olan Ali’ye taraftarları “Sen de biraz zeki şeyler-siyasetler takip etsene!” dediklerinde, şu meşhur sözü sarfetmiştir: “Levle’t tuka, le-küntu edha’l Arab.” (Takva yani ‘ahlaki norm ve hukuk kurallarına sadakat olmasaydı’ Arapların en dâhisi ben olurdum.)
Yazı dizimizin bu bölümünde Muaviye’nin amel defterinde yer alan cürümleri sıraladım. Bunlar tarih ve siyer kitaplarında yer almış bilgi ve kayıtlardır. Uydurma, iftira, itham varsa delilleriyle zikredildiğinde düzeltmeye hazırım, bu yöndeki bilgi tashihini memnuniyetle karşılarım.
Muaviye bize kötü bir miras bıraktı, cürümlerinin cezasını vermek bize düşmez, artık Cenab-ı Hak’ın huzurunda hesabını verecektir. Bizim için önemli olan bu cürümlerin nasıl olur da sosyal, siyasi ve ahlaki teamüller halinde günümüze kadar gelmiş ve bugünkü ahlaki krizimize ve Müslüman dünyayı birbirine düşüren tefrikaya kaynaklık teşkil etmiş olmasıdır.

dedim ki:
Bazilari lehinde olanlari yazabilir ve 1400 yil suren sunni ve emevi ile abbasi ve şii catişmasini çikarir.
Günumuzdeki feto ve çatişmasi.. tarikat ve siyasal islam catişmasi.. hadisci ve Kur'anci çatişmasi da boyle surerse DININ toplumsal işlevinin kotuye kullanidldigini.. saglam ve saglikli isletilmedigini gosteriyor
3000 yıllik uygarlik tarihi dil l ve din ile emek ve ozgurluk gibi ORTAK INSANI DEGERLERIN partilerce alet ve ideolojilere bayrak yapilmamasi gerektigi ortaya çikar.
Din ile ahiret kazanilmaz
Çunku insan habistir
Din ile dunya yonetilmez.
Çunku dunya necisdir.
Sana düşen bu pislikleri temizlemek
Ahiretini mamur ve kendini tamir etmendir.
20.04.2026 12:08
0Z0

-------------
usul esasa mukaddemdir



Cevaplar:
Mesajı Yazan: osmanziya
Mesaj Tarihi: 20-Nisan-2026 Saat 19:44



1990
Bosna
Irak
Libya
Mısir
Gazz
Suriye
Iran
2026
2036 da TURKIYE''yi hedefliyorlarmis kuresel efendiler.
36 yildir orta dogu denilen Islam Cogratyasindaki SALDIRILAR din savaşlari gibi görunuyorsada bunun böyle olmadigini kavi ve zayif ilişkisine dayandiğini hep birlikte seyrediyoruz.
Gucun Hak ve hakikattan once geldigini..
paranin insan ve hurriyetinden öne alındiğini..
vefanin menfeattan sonra geldigini..
iktisadi yerini israfin.. adaleti yerini zulmun aldigini goruyoruz.
Ancak bu durum 20.ci yilda birden ve aniden ortaya çikan.. bir sonuç degil bin yildan beri devam eden bir süreçtir.
Bir milletin.. bir kulturun.. bir dilin.. bir dinini degil topyekun bir uygarliğin ticaretinden ve siyasetinden çikan bir neticenin gelip hürmuz boğazina geip dayanmasidir...
Ancak dogu ve bati uygarligi bu olumsuz sonuç için bir birini suçlamakla.. kuvvetle.. dayilikla.. dayatmakla sorunu çözecegini sanmaktadir.
Tanri tanirlik ve dincilik ve yaratiliş cephesini Tanri tanimazlik ve bilimcilik ve evrimcilik cephesi ile carpistirarak halk meşgul edimekte.. solun başina dinsizleri sagin başima hirsizlari getirerek taban birbirinden uzaklaştidilmakta..boylece yukaridaki 22 aile saltanatini surdurmektedir.
Felsefe ve din arasinda oluşturulan ortak platformda.. gereksinimlerin ortaya cikardigi sorunlulugu geçim ile çozen gunluk dilin mantigi ve bilimsel bilginin matematigi ustunde çok yonlu ve yanli konularin arayisi YBA in hizli anlam surücu ve kolay anlatim aygiti barindiran teknigi ve yontemi ile aydinlar arasi işbirligi çözumlenebilecektir.
Tanridan başka dostu olmayan nebiler ve veliler silsilesi ile zincirinden başka bir şeyi kalmamiş dahiler ve deliler vesilesi.. bir araya gelerek insan olmadan islam olunmayacagini ANLATACAKLAR...islam olmadan insaninin kurtulmayacagini ANLAYACAKLAR..
Nesneler arasi denge ve kimseler arasi uyumun sağlanmasi bilimin iktisat ve özdeşlik ilkesiyle gerçekleştirilmekte ve hukukun adalet ve ozgurluk ulkusuyle saglanmaktadir. Biz bu durumu BILGI toplumu ve hukuk devleti özlemi ile dile getirmekteyiz.
Uygarlik uzak olmsyan bir gelecekte bu BT ve HD şiariyle devletler guç devleri degil hikmet ve ahlaki yol edinen ülkeler haline geleceklerdir.. böyle ulkeler ve şöyle uluslardan oluşan BIRLEŞMIŞ MILLETLETLER kuresel barisi gözeterek etnik ve etik ile ekonomim ve politik ortak insani degerler olan dil ve din ile emek ve ozgurlugun gelişmesine katilim ve korunmsina katki veren BILIM ve HUKUK duzenini gercekleştirecektir.. Inşaallah.
19.04.2026 uçkuyular izmir 07:05
Saygilarimla
0Z0
yontembilim.com



Şu anda gece ve gunduz gibi uygarlik savas ve bariş fazindan geceriz.. seksen yildir nukleer tehlike olmasin diye duşuk yogunluklu savaş ve ulkeleri terorizmle yikma gibi kancik mucadele yurutuluyordu.. ancak burada bu tur savaşlarin sonuna ve gücun yikilma donemine gelindi.. ya ABD yikilacak ya da ABC yukselecek.. biz ikincisi için aksiyoneriz.. savaş sonrasina hazirligimiz tamam.. halife-i arz geliyor başta yahudiler olmak uzere tum reaksiyonerler siliniyor.. reaksiyonerler.. gorevini yapip silinmeye mahkumdur.


Kuvvetli olan dilini kullanir.. zayif olan aklini kullanir.. mu'min olan ferasetini kullanir. Muslumana cihad farz edilmiştir. Bu akilsiz ve basiretsiz kavilerin dunyayi ele geçirmesi için degil AKILSIZ Kavilerin dinine ve namusuna ve canina dokunmamasi için.. bizi bin yildir bilimden ve kuvvetten ve dunyadan uzaklaştiran AKILSIZ muslumanlar yuzundem bu gun düstugumuz durum ATATURK ve ERDOGAN sayesinde duzelmeye başladi. 0Z0







Paylaşim için teşekkur ederim.TIBB hastalik yok.. hastalik var diyor. Bunu genişleteniliriz: insanlik yok insan var.. diyebiliriz. Yazinizla anladim ki hadise munferid bir olay. Ailesinden yalnizlik ve okula düşmalik geliştirmis ve YAHUDI gibi digelerini aşagi goren bir zihniyet oluşturmuş bir BIR birey.
Bu bir zihniyet.. iktidar ve muhalefeti bir birine duşuren zihniyet.. zaten bunlar NASİ millet ve cumhur olarak ikiye ayirmişti.. hatta daha önceden HALKI sol ve sag olarak ayirmislardi..




işte şu örnek için yazdım:
"Bunu yazarken tarih 11 Nisan 2026. Sen bunu okuduğunda ya bir şey planlıyor olacağım, yapmış olacağım ya da yapmak üzere olacağım. Hayatım boyunca hep yalnız kaldım. Nedenini bilmiyorum, aslında çok fazla şeyim vardı. Hep insanlarla kaynaşmaya çalıştım ama yalnız kaldım. İnsanların beni tanıması, fark etmesi hoşuma gidiyor. Bu dünyadaki varlığımı ve verdiğim zararı hissetsinler istiyorum ki sonunda beni fark etsinler. Bunun nasıl olacağını bilmiyorum ama yapacağım. Ancak yalnızlık yaptığım şeyin sebebi değil. Yapmak istesem de yalnızlık yüzünden suçlayamam. İnsanlar bunu yapıyor ama bu doğru değil. Yalnızlık bir sebep değildir.
İnsanlar benim bu durumum yüzünden bazı şeyleri varsayıyor ama bu yalnızlıktan değil. Zaten yalnızım. Çok yalnızım. Neredeyse hiç arkadaşım yok. Sadece 2 arkadaşım var ve çoğu zaman konuşmuyoruz. Ailem benden nefret ediyor, benden korkuyor ve hayal kırıklığına uğramış durumda. Hep yalnızım. Ama şunu düşünmek yalnızlığın bir sebep olduğu anlamına gelmez. Yalnızlık bir sebep değildir. Bu sadece bir durumdur.
Ben bir dahiyim. Herkesten daha iyiyim. En üstün insanım. Kendime sadığım. Ben daha iyiyim. Ortalama zekanın çok üstündeyim. 130 IQ testim vardı. Okulda hiç çalışmadan hep yüksek notlar aldım. İnsanlar hep yaşıma göre olgun olduğumu söyledi.
İngilizceyi okuldan öğrenmedim. Evde de konuşmuyordum. Sadece birkaç yıl içinde kendiliğinden akıcı hale geldim. İngilizce'yi, insanların söylediklerini Türkçe'ye çevirerek öğrendim. Zamanla direkt İngilizce düşünmeye başladım. İngilizce'yi bu şekilde öğrendim. Zamanla Türkçe'den bağımsız düşünmeye başladım. Sadece İngilizce düşünüyordum. Bu yüzden İngilizce'yi bırakamıyorum.
Okulu bıraktım. Anaokulunu bıraktım ve İngilizceyi öğrendim. 3. sınıfa kadar okudum, sonra ilkokuldan ayrıldım. Küçükken bile okuldaki herkesten daha zeki olduğumu düşünürdüm. Onlara bakar ve 'annemin aptal arkadaşlarının çocukları' gibi görürdüm. Daha ilkokuldayken onların gerisinde olduklarını düşünürdüm. Benim kadar hızlı öğrenemediklerini fark ettim. Bu yüzden okulu bıraktım. Okul bana bir şey katmıyordu. Kendi kendime öğrenmek daha hızlıydı. Ben zaten herkesten daha iyiyim."
İsa Aras MERSINLI
11Nisan 2026




-------------
usul esasa mukaddemdir


Mesajı Yazan: osmanziya
Mesaj Tarihi: 20-Nisan-2026 Saat 20:45
Bütün dinlerin ŞERİAT kısımaları NESH edilmiştir.. tarafların 3000.. 2000.. 1500.. yıldan sonra ilk kitab benim söz kafirsiniz.. son kitab bizim siz kafirsiniz.. savunmalarının anlamı kalmamıştır. İki yıldan fazladır süren yahudilerin kullanan SİYONİSTLERİN yaptığı DİN KATLİAM'andan sonra dindarların sosyal hiç bir konuya çözemeyecekleri ortadadır. Bu nedenle akıllı ve zengin müslümanların Tevrat ve Zebur ile İncil ve Furkan'ı bir KİTAB'ta toplamak suretiyle hahamların ve papazlar ile mollalar ve hocaların SALTANITLARINA son vermeleri gerekiyor. Dindarlar Kutsal Kitapların sosyal konulara ilişkin ahkam ve hukukları yani şeriatları dışında kalan itikad ve ibadet ve ahlak kısımlarını zaten birlikte çözebileceklerdir. 0Z0 yontembilim.com

-------------
usul esasa mukaddemdir



Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums version 8.03 - http://www.webwizforums.com
Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide - http://www.webwizguide.info