Anasayfa | Işımalar | Osman Ziya | İfade -i Meram | Yöntem Bilim | İnsan Bilim | Din-Fen | BTÖ | Yazılar | E-Posta |

  Aktif KullanıcılarAktif Kullanıcılar  Aktif KonularAktif Konular  Forum Üyelerini GösterÜye Listesi  TakvimTakvim  Forumu AraArama  YardımYardım  SkinsSkins
  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş
Dünya
 YöntemBilim Forumu | Genel | Dünya  
Mesaj icon Konu: karmaşık bir yazı Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Yazar Mesaj
osmanziya
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 12-Temmuz-2010
Gönderilenler: 2002

Hak Puan : 5
Kidem : 6
OrtalamaHak : % 50
Irtibar :2

Alıntı osmanziya Cevaplabullet Konu: karmaşık bir yazı
    Gönderim Zamanı: Dün Saat 12:13
BİRİCİ YAZI:

Saygıdeğer Sibel Atasoy Paylaşımı

Vopson’ın teorisi gerçekten de oldukça karmaşık ve bir noktadan sonra anlaşılmaz hale gelebiliyor. İsterseniz gelin bir de simülasyon örneği üzerinden açıklayalım. Diyelim ki gerçekten de bir simülasyon içerisinde yaşıyoruz. O zaman bu mantığa göre kendimiz de dahil olmak üzere etrafımızdaki her şey aslında tıpkı Matrix filmindeki gibi birer kod yığını. Vopson’ın teorisine göreyse bu kod parçalarının belirli bir ağırlığı var ve eğer yeterince hassas ölçüm yaparsak bu kodları tespit edebiliriz. Doğru koşullar sağlandığında bu kodlara ulaşabileceğimizi iddia eden Vopson, tıpkı bilgisayar programlarındaki gibi “tersine mühendislik” yaparak bu kodların içeriğini öğrenerek programı istediğimiz gibi manipüle edebileceğimizi iddia ediyor.
Daha sonrasında ise tek yapmamız gereken simülasyonu istediğimiz şekilde baştan yazmak olacak. GTA’da hile yazmaya benzer bir şekilde insanlığın dünyayı değiştirebileceğini iddia eden Vopson’a göre çok yakında bu söylediklerimizin hepsi gerçek olacak.


Değereli Sibel Atasoy’a verdiğim YANIT:

Gurdiciyev'in kuramı doğrulanıyor gibi.. insan binlerce benini nasıl koordine etsin.. bunların üstündeki hakim ben ne yapsın.. binlerce hücre.. binlerce duygu.. binlerce ben.. sonra bu benlere hakim ben.. hakim benin arkasındaki gözcü ben.. bunun ardındaki asıl ben.. refleks.. inanç.. yöntem üçlüsünü yöneten İSTENÇ nasıl özgür olsun ve seçsin.. mutlu beyin kitabında Loretta Breuning'in dediği doğru ise alışkanlığı yenmek için 45 gün sektirmeden yinelemek gerekiyor.

Buna rağmen insan yinede kendini hatta daha önce dünyayı kurtarmak istiyor. Çareler arıyor.. İşte Sibel Atasoy'un paylaşımından bir çare:

"Vopson’ın teorisi gerçekten de oldukça karmaşık ve bir noktadan sonra anlaşılmaz hale gelebiliyor. İsterseniz gelin bir de simülasyon örneği üzerinden açıklayalım. Diyelim ki gerçekten de bir simülasyon içerisinde yaşıyoruz. O zaman bu mantığa göre kendimiz de dahil olmak üzere etrafımızdaki her şey aslında tıpkı Matrix filmindeki gibi birer kod yığını. Vopson’ın teorisine göreyse bu kod parçalarının belirli bir ağırlığı var ve eğer yeterince hassas ölçüm yaparsak bu kodları tespit edebiliriz. Doğru koşullar sağlandığında bu kodlara ulaşabileceğimizi iddia eden Vopson, tıpkı bilgisayar programlarındaki gibi “tersine mühendislik” yaparak bu kodların içeriğini öğrenerek programı istediğimiz gibi manipüle edebileceğimizi iddia ediyor.
Daha sonrasında ise tek yapmamız gereken simülasyonu istediğimiz şekilde baştan yazmak olacak. GTA’da hile yazmaya benzer bir şekilde insanlığın dünyayı değiştirebileceğini iddia eden Vopson’a göre çok yakında bu söylediklerimizin hepsi gerçek olacak."

Amma ben çareyi buldum galiba; kopyala-yapıştır.. başka bir ifadeyle copy-paste..

SIRA GELDİ İKİNCİ YAZIYA:


Saygıdeğer Hasan BOYNUKARA’nin paylaşımı


APTALLIĞIN TEORİSİ
Almanya tarihinin en karanlık döneminden geçiyordu.
Masum insanların dükkanları taşlanıyor, kadınlar ve çocuklar zalimce sokak ortasında aşağılanıyordu.
Genç bir teolog Dietrich Bonhoeffer bu zalimliğe itiraz etti ve bu sebeple hapse atıldı.
Hapisteyken bu konu üzerine uzun uzun düşündü: Sayısız filozof, şair, fikir adamı ve bilim adamı çıkaran bu kültür nasıl olur da organize kötülüğün, zalimliğin, korkaklığın, cehaletin ve suçun merkezi haline gelmişti !?..
Bonhoeffer "sorunun kökeninde kötülük değil... APTALLIK yatıyor" dedi.
Hapisteyken yazdığı mektuplarda aptallığın yarattığı kötülüğün diğer tüm kötülüklerden daha tehlikeli olduğunun farkına vardı.
Kötülüğü protesto edebilirdiniz, karşı argümanlarla kötülükle mücadele etmeniz mümkündü
Fakat organize olmuş ahmaklar sürüsüne karşı yapabileceğiniz hiçbir şey yoktu.
Ne protestolar ne zorlama onlara etki etmiyordu.
Mantıklı gerekçeler sunduğunuzda önce reddediyorlar, reddedemeyecek hale geldiklerinde ise önemsizleştiriyorlardı.
Aptal insanlar hallerinden memnundu ve saldırıya da hazır haldedirler.
Saldırıya geçtiklerinde kötü insanlardan çok daha tehlikeli olurlar...
Bonhoeffer APTALLIKLA mücadele edebilmek için önce onun doğasını anlamaya çalıştı: Aptallık bir zekâ problemi değil ahlaki bir problemdi.
Entelektüel birikimi olduğu halde aptal olan insanlar vardı.
İlk etapta aptallık doğuştan gelen bir maraz olduğu düşünülür fakat bu da yanlıştı.
İnsanlar belli şartlar altında aptallaşıyorlardı, daha doğrusu başkalarının kendilerini aptallaştırmasına izin veriyorlardı.
Yalnız insanlarda bu maraz daha az görülüyordu.
Buradan yola çıkarak aptallığın psikolojik değil sosyolojik bir sorun olduğu sonucuna vardı.
Güçlerin birisinde toplanması arzusuna politik ve dini hareketlerde çok sık rastlanırdı.
Aptallık hastalığının bulaştığı yerler böylesi gruplardı.
Ahmaklar ve diktatörler arasındaki muazzam korelasyon, ikisi de birbirine ihtiyaç duyar hale getiriyordu.
İnsanların ahlaki ve entelektüel birikimleri bir anda yok olmuyordu.
Diktatör gücünü arttırdıkça aptallar o gücün büyüsüne kapılıyor ve bağımsız düşünme yetisini kaybediyordu.
Gözüne sokulan gerçekleri inatla reddediyorlardı.
(Abdurrezzak Özata sayfasından)


Değerli Hasan Boynukara’ya verdiğim YANIT:

Kopyala yapıştır.. diğer adıyla copy-paste.. ancak ne zaman kopya yapacağını ne pasta yapacağını iyi bileceksin.. eğer bir karıştırırsan ütopya ile distopya birbirine karışır.. yine cennet ve cehennemden başka çare bulamazsın. En iyisi biz yeni maymunlar cehenneminden yapay zeka cennetine gitmek yerine bilindik çalışırsan cennete çalışmazsan cehenneme fikrini sürdürelim.. işter bu dünya cenneti olsun ister ahiret cenneti farketmez.. yeter ki birbirimizi kolundan tutarak cennete götürme güzellemesine düşmeyelim.. bırakalım herkes kendi cennetini inşa, imar ve islah etmeyle uğraşsın.. biliyorsunuz en kral imar planlarımızı bile sonunda imar-islah planlarına dönüşerek revize edilir.. revize ede ede sonunda ya cevimizi düzeltirizya avizemize kavuşuruz. Yeter ki sağlam ve sağlıklı bilgi ve değer taşıyan sözlere duyarlık geliştirirek refleks.. yöntem.. inanç araçlarını kullanarak İSTENCİ'mizin özgür seçimlerini, rahmetli Çetin ALTAN'ın dediği gibi ensemizi karartmadan, arayalım.

Değerli Boynukara paylaşımındaki Abdurrezzak Özata paylaşımından annlaşılıyor ki bu ZORLUK bir zeka problemi değil.. ahlak mes’elesi değil.. alışkanlık ve alışkınlık sorunu.. varsın olsun dilimizde hem problem.. hem mes’ele.. hem sorun.. (ayrışa sorusallar ve sorunsallar.. paradigmalar ve dogmalar da bulunur) önemli değil ne kadar çok sözcük biliyorsak ışığımız pardon aydınlığımız o kadar artar.. bundan sonra ışık ve aydınlık arasındaki farkı ögrendik mi güneş ve ay arasındaki farkı da bilerek kendimizde ışığın iki nesneyi gösterdiğini biliriz; Birisi O’nun vücudu diğeri O’nun bekası.. Zaten “vucud”u kimse bilmiyor ki “beka”yı bilsin.. ben “imkan” elli yaşında öğrendikten on yıl sonra “vücub”ü öğrendim.. imkanı ve   vucubu öğrendikten sonra öğrendim ki vucudi kimse bilemez.. sadece var sayar ya da sanır.. veya yok sanar ya da sayar.. bu bir düşünme yeteneği sadece hiçleme ve hepleme yetkimizi kullanarak delirmekten kurtuluruz. Vucud ve vucub ve beka ve imkan gibi konularda YBA çok yönlü ve yanlı konulara ilişkin hızlı anlam sürücüsünü ve anlatım aygıtını ister..

ÜÇÜNCÜ olarak bu ikisini değerlendirdiğimde ortaya çıkan manzara KOPYALA ve YAPIŞTIR temel araçlarımız.. ancak şu var ki bu öyle göründüğü gibi basit değil; oldukça kalın kafalı olduğumdan bilgisayar kullanmaya öğrenirken.. çok şükür biraz daha gayret ederek programlamayı da öğrendik te masa üstündeki diyagramların arkasında programları fark ettik.. her ne ise kopyala ve yapıştırtan başka birde KAYDET ve SİL işleri bulunuyor ve işler karıştırıyor.. bir de bunu TERSİNE mühendislik eklendi.. işler belirli ve belirsiz iken bir de bakıyorsun terse ve düze gidiyor.. bir de bakıyorsun yalın ve karmaşık oluyor ve böyle kolay ve zorluklara seçe seçe AKİBETİNE ulaşıyorsın.

Allah azze ve celle bizim ve sizin akıbetinizi ve ahiretimizi iyi ve güzel etsin.. Duasından başka çaremiz kalmıyor. Amin.

Saygılarımla.. sağlıcakla kalınız. 28.11.2022 üçyol-izmir


IP
osmanziya
Kıdemli Üye
Kıdemli Üye


Kayıt Tarihi: 12-Temmuz-2010
Gönderilenler: 2002

Hak Puan : 5
Kidem : 6
OrtalamaHak : % 50
Irtibar :2

Alıntı osmanziya Cevaplabullet Gönderim Zamanı: Dün Saat 16:01



bazen böyle büyük resim çizerim..





bezen de böyle küçük resim çizerim..
IP
Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums version 8.03
Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide
Türkçe Çeviri : Nuri Cengiz
Tasarım & Düzenleme : BeyazSeytan
WebWizTurk